Gazel ki balşelaleridir diyor Eren, o kurulmuş bir kovan gibidir. Okuyan kişinin ağzına tadın kendisi kalır, tat kendini hisettirir. Buna karşın sone’yi koyuyoruz istemeden. Sone ise bir ikna süreci, bir metaforik argüman. O gücünü yavaşça berkitip sonda çağıldayan bir ırmak. Onda bu süreci görür ve inanırız bu sürece, gazelde ise sürecin kendisi çeşitli çiçeklerin derlenip sürekli olarak koklanması ve ballanmasıdır.
İki isim seçiyorum kendime bir anda: Fuzuli ve John Donne. Bunlar üzerinden algılamak bu farkı, biraz da Doğu ve Batı karşıtlığına ipuçları verebilir. John Donne’nin metafiziksel şiirinin en önemli kısmı onun benzemez görünen şeyleri bağdaştırmasıdır. İki aşığın sevişip bir olması yani manevi bir veçhesi de bulunan bu birlikteliğin, bir pirenin ikisinin de kanlarını emip kendinde karmasından farksız olduğunu anlatmasından daha iyi ne sunabilir benzemez şeylerin birleşmesini:
“And in this flea our two bloods mingled be;
Thou know’st that this cannot be said
A sin, nor shame, nor loss of maidenhead,”
[Ve bu pirede karılır bizim ikimizin kanı
Denemez buna sen de bilirsin
Bir günah, ya ayıp, ya da kaybı bekaretin]
Fuzuli de ise bu, ancak verili halde vardır, onu şiir sonuna dek süregelecek bir ana-metafor olarak tasarlamaz. Bize verilen yalnızca bir haldir, bir çiçek tarhından bir demettir. Der Fuzuli:
“Terazû-yı iyâr-i mihnetim bâzâr-ı aşk içre
Gözüm her dem dolub bin taşa her saat değer başım”
Burada ızdırabı ölçen terazi bir ruhani durumun fiziksel bir metaforla ikamesi olsa da bu ancak bu dizede görünüp kaybolur ve benzemez bir şeylerin birlikteliği yine de değildir. Bir pire ile birleşmenin metaforunun kurgulanması değildir burada olan, ızdırabın verili bir halinin betimlenmesidir. Öyle ki:
“Sirişkim âl, bağrım pâre bir kûh-i belâyım kim
Hemîşe lâle vü lâ'l ile rengindir içim dışım”
Bir altta artık şair terazi değil “kûh-i belâ”dır. Sonraki dize o metaforun yani bela dağının genişletilmiş ve ızdıraba uyarlanmış halidir. John Donne ise pireden ayrılamaz şiir boyu, sonlara doğru şöyle buyurur:
“Cruel and sudden, hast thou since
Purpled thy nail, in blood of innocence?
Wherein could this flea guilty be,
Except in that drop which it sucked from thee?”
[Zalimane ve aniden, o zamandan sonra
Morarttın mı tırnağını, masum kanıyla?
Nereden bulaşabilir ki bu pire suça
O damla ki senden emdiği dışında]
Burada ise pirenin masumiyeti tekraren aşığın birleşme arzusunun masumiyetine iletilir. Bir günah ve ayıp yoktur pire’msi bir şekilde kanların ya da sıvıların karışmasında ve onun öldürülmesi ise masumiyetin ölümüdür, tek suçu o damlayı, o sevgiliyi emmek olan masumiyetin.
Fuzuli gazelini sonlandırırken, bir ikna sürecinin sonuna gelmeyiz. Zaten baştan ikna olduğumuz tadımın son balını yeriz:
“Fuzûlî hâzin-i genc-i vefâyem ol sebebdendür
Güherler tökdügi isrâf ile çeşm-i güher-pâşım”
Fuzuli, vefa hazıinelerinin bekçisi olarak yine kendini bize verir ve inci gibi yaşlarının nedenini yine bu ilk dize metaforuna bağlar. Hepsinin odak noktası bir metafor değil bir duygulanımdır: Istırap, aşk ve ayrılık. Bu sürekli imgelerle hisler sağlamlaştırılırken, John Donne metaforu temele alıp ağını örer ve biz şiiri okuduğumuzda artık ikna olmuş oluruz: Birleşmek masumane bir şeydir, o bir pirenin kanları kendinde karması gibi sıvıların aşıklarda karılmasıdır yani bir pire cinselliği kendinde taşır, aşıkların metaforudur ama ölümü de masumane aşıkların ölümüdür:
“Tis true; then learn how false, fears be:
Just so much honor, when thou yield’st to me,
Will waste, as this flea’s death took life from thee.”
[Doğru, öğren o zaman ne yanlış korkuların:
Çok büyük bir onur, bana teslim olduğunda verdiğin,
Boşa gidecek, yaşamın gibi, aldığı senden ölümüyle bu pirenin]
Eren’in bu ikilik üzerine çok daha derin ve çok daha ilham verici videosu için:




Yorum bırakın