• Anasayfa
  • Yayımlar
  • Yazarlar
  • İletişim
Böyle Olmasın da!

Parçalamanın Özümsenmesi

6–9 dakika

·

14 Aralık 2023

·

Emk

Bir şiiri nasıl eleştirmeye başlarız? Hangi zeminler üzerinde bir eser irdelenebilir? Bu zeminler oturtulmadan bir eleştiriye başlamak beyhude bir iş halini alır ve işin sonunda sadece güzel ya da kötü diyip şiirlerin hoşumuza giden birkaç kısmını alıntılar, Dick Minim gibi kulaktan duymaların şahı olan basit yoldan bir eleştirmene varmış olunur. Bu yargı yani güzel veya kötü tamamen mesnetsiz değildir, esere estetik bir değer atadığımızı gösterir ama buna temel oluşturamamış nedenler ya da zeminler olmaksızın bu yargımız sadece bize ait olur, başkalarında oturmuş bir anlayış ve ikna ile kazanılmış beğeni oluşturamaz. İyi ile kötüyü ayırt etmek için ölçütler sağlamalıyız ve bunların nesnel olamayacağını, eleştirmene bağımlı bir zeminler bütünlüğü olduğunu yok saymayarak. Burada mühim olan kendi sistemler bütünü oluşturan kişinin ne kadar tutarlı bir kavrayışa sahip olduğudur. Sonuçta ölçüt denen şey mutlak değildir, görecelidir ama sabittir. Bir cetvel hep aynı cetveldir.

Bunlardan sonra kendi zeminler sistemimi oturtmayı deneyeceğim. Buna ilk olarak şu varsayımımla başlıyorum: “Şair, eseri üzerinde mutlak hüküm sahibidir.” Bunu kabul ettiğimizde şiirle şair arasındaki bu hiyerarşi bize bu hiyerarşinin uygulanabilme derecesinin kritiğini sağlayabilir. İlk zemin olarak bu temel varsayımımın başarıyla uygulanma derecesinin ölçülmesini öneriyorum: Şair, şiirinde ne kadar hüküm sahibi ve neleri uygulayabilmiş? Bu ise başka bir soruyu getirir, bunun nasıl irdelenebileceği.

Bunun içinse şairin tetkik edilen şiirinin içinden soyutlayabildiğimiz temel özelliklerin tekrar şiir üzerine dayatılmasını ileri sürmem gerekiyor. Bu şöyle olacaktır: Şiiri iki düzeye ayırıp, birisi form ötekisi ise içerik katmanı, her bir düzeyle alakalı ilk bakışta elde edebilecek verilerin genelleştirilip tekrar aynı şiir üzerinden test edilmesi. Yani şiir eğer ki ölümden bahsediyorsa, ilkin formal olarak bu irdelenir. Ölümün rahatsız ediciliği formdaki sert kesmelerle, eğer serbest nazımsa, hissettirilebilmişse ya da kafiyelerde sert ünsüzlerle bitirilmişse, kendi temasını doğrulayabilir. Öte taraftan ise içerik olarak kelimeler ele alınır çünkü Mallarme’nin dediği gibi şiir kelimelerle yazılır. Kelime seçimleri bu tema ile ne kadar uyuşmuştur, neleri yerine getirebilmiştir ve neler farklı yapılabilirdi? Bunlara şöyle karşı çıkılabilir: Şiirin basit temalara indirgenmesi eylemi, şiiri acuze bir hale getirip bayağılaştırır ve kompleksliğini yok eder. Benim önerim ise zaten tek bir tema ile değerlendirilmesinden ziyade birçok yapının, ki bunlar bizim şiirden hissettiklerimizin toplamı halini alır, tekrar tekrar kendi üzerinde denenmesidir. Bunun böyle yapılmasının sebebi ise şiirin basit bir sayıklamalar bütünü olarak değerlendirilmesinden ziyade onun yetkin bir çalışma sonrası ortaya çıkaran girift bir yapı olmasının olumlanmasıdır. Eğer şiir kendi üzerinde denenemezse yazılan her şey en doğru halini alır, oysa şairin hakimiyetinin irdelenmesi onun hakimiyetini sorgulayıp sınıflandırır. Bir hükümdar yapıtları üzerinden değerlendirilir ve neyi yapıp yapamadığına mutlak hükmünün sonuçları üzerinden bakılr.

Peki ya şiir anlaşılamaz düzeyde karmakarışık ise? Burada ise şairin diğer eserleriyle beraber genel bir yapı üzerinden değerlendirmek mümkün bir hal alabilir. Bu karmaşıklığın çözümlenmesi ise onun hüküm sonucu mu yoksa hataya binaen mi olduğunun incelenmesinden geçer. Eğer bu bir hedef üzerine ise bu şiiri kendi evreninde başarılı kılar, değilse bu şiiri basit bir sayıklamalar bütünü yapar. Burada, şairin kendi biyografisine bakmak bile mümkündür, bazı şairler dünya görüşlerini hayatlarında ya da nesirlerinde açık hale getirirler. Buradan çıkarılacak sonuçlar ise tekrar o arapsaçı olarak görülen eser üzerinde denenir.

Ya şimdi neredeyiz? Hakimiyet üzerine kurulu bir zemin üzerine inşa edilmiş form ve içerik katmanının üzerinde duruyoruz. Form ve içeriğin çok basit bir şekilde açıklanması onların alelade incelemeler olduğu yanılgısına sürüklememeli. Bunların yanında birçok altzeminler inşa etmeyi de öneriyorum. İçerik için entelektüel ve duyuları kapsayan bir altsınıflar kümesini eklemliyorum. 

Entelektüel düzeyde kelimelerin anlamlar bütünlüğü ana bileşendir. Kelimeler bir araya geldiğinde aklımızda neleri oluşturur ve bu ne kadar dille uyuşmuş bir haldedir veya kurulu bir argüman sezilmişse, ki şiir bir yerde okuyucuyu ikna etme sürecidir, bu ne kadar ikna edicidir? Öte taraftan kültürel anlamda şiir nelere değinip neleri kullanmıştır ve bu ikna sürecine bu değinmeler ne kadar fayda sağlamıştır?

Duyusal tarafta ise imgelerin daha incelikli bir analizinden bahsediyorum. “Bir rüzgar gibi”yi örnek alalım. Bu hangi duyulara hitap eder ve neleri çağrıştırabilir, şiirin kendi içinde bu imgenin görevi, ki görevi olması gerekmez, çağrışımı nedir ve bu çağrışımlar ya da hitap edilen duyular yeterli midir? Neden “bir şimşekli fırtına” bunun yerine önerilebilir ya da önerilemez? Bu ayrıntılı imge incelemeleri zeminini bizde hissettirdikleri üzerinden alır, böylece iki altsınıflar kümesi his ve akıl olarak kabaca ayrılır, sonra ise formla birleşerek sayfa üzerinde yerini alır. Hükümden akıl ve hislerin formel düzenlenişine dair bir hiyerarşi kurgulanır ve hepsi tersten tekrar incelenip şairin hükmüne dair yeni bir kavrayışa varılır

Bundan sonraki kısımda ise birkaç şiir üzerinden teorilerimi sınayacağım ve kritiklerimi örneklendireceğim. Metin Eloğlu’nun Sevi şiirini ele alalım:

 Sevi göçüp gitti miydi

 Gökyüzü apansız tüyer tepemizden

 Akağan o candaş hızlı su durur

 Savurur bir yetim rüzgar kendini köruçurumlara

 Ağaçtı böcekti taştı kumdu balıktı

 Varını yoğunu bir hiçliğe vurur

 Ortalık insanca kudurur

 Sevi göçüp gitti miydi.

İlk bakışta form düzgün toplu haldeyken son iki dizede şiirin ilk kısmından ayrılır. Bu formel ayrılık insana duraksama imkanı verir ve tekrar okumaya başladığında ister istemez vuruculuk bekler. Son iki dize şiirin ilk kısmından daha kısa satır uzunluğunda vurucu dizeyi barındarak şiiri tamamlar. Ayrıca sevi göçüp gitti miydi ile başlayan şiir tekrar aynı şekilde biterek sanki kendine tekrar döner, bu dönüş sırasında şiir kendini açımlar ve bize vereceğini o parantezde verir. 

Entelektüel olarak ise şiirin argümanı nettir, sevi göçüp giderse neler olur? Gökyüzü tüyer, su durur, rüzgar savrulur, varlık hiçliğe doğru gider. Kelime seçimleri ise insani olana yakın olan doğanın evrensel imgeleridir. Bu evrensel imgeler doğal hallerini bırakıp tamamen hiçliğe doğru sürüklenirler. Kaçış, yok oluş imgeleri en son tamamen kendini hiçliğe vurarak ilk bölümün yargısını tamamlar. Sonra ise tamamen bir kaos imgesi olarak insanca kudurmak gelir. Doğa insanı yalnız bıraktığı durumda geriye insan kalmıştır ama bu da toplu bir kudurmaya doğru evrilir. Duyusal alanda ise insan sevi gibi genel bir kavramın yokuluğunda her duyusunda bir yokluk hissiyle sarsılamayı umabilir. Gökyüzü gözümüzden tüyer, suya temas ettiğimizde durduğunu hissederiz ve canlı cansız varlıklar bir bir yok olur. Bu tüm duyularda bir yokluğun ilanıdır. Seçilen imgeler doğayı neredeyse tamamen kapsar: ağaç, balık, gök, rüzgar ve insan.

Tüm bunları göz önüne aldığımızda şarin hükmü zeminine kadar gelmiş oluruz ve irdelendiği üzere şair kendi içinde tutarlı ve hakim bir şekilde şiirini oluşturmuştur. Form ve içerik birbirini tamamlar ve bizi ikna eder, bizi sarsar, bizi uyarır. Bu şiir güzel bir şiirdir.

Bir de Behçet Necatigil’den Kızlar şiirine göz atalım:

Size kem gözle bakamam,

Kardeş bilirim hepinizi.

Hatta en aşiftenizi

Zavallı bulurum bulsam bulsam.

Kendi mahallesinde

Kurumuş kalmış kızlar.

Nüfus kütüklerinde

Kocaya varmış kızlar.

Sevmiş, sevilmemişler.

Kadri bilinmemişler.

İffette aciz olan

Hoppa, ellerde kızlar.

Mihnette dilsiz olan

Başka yerlerde kızlar

Şiirde forma baktığımızda kafiyeli ve iki kısa arasında bir uzun bölüme sahip bir şiir olduğu ilk anda göze çarpar, bu basit gerçeğin tekrar dile getirilmesi bön bir çıkarım değilidir. Şiirde insanı ilk sarsan şey sayfadaki dağılımıdır, göz ilk olarak dağılımı sindirir ve ona göre bir beklenti kurgular. İki kısa arasında bir uzun bölüm, insanda bir hız treni hissini çağrıştırır. Kısa bölümde yavaşça yukarı çıkılır ve ortada tempoyla en tepeye yükselinir. En son bölüm ise bu potansiyeli tamamen boşaltacaktır, hızla aşağı bırakılacaktır. Şimdi bu beklentimizle içerik ne kadar uyuşuyor, asıl soru budur. 

İlk bölümde kısa bir genelleme ile başlandıktan sonra şairin ucuz bir merhametiyle karşılaşılır ve açıkçası bu beklenmediktir. Onlara yan gözle bakmayan şair onların aşuftesini ancak zavallı bulur. Bundan sonra tempo yükselmesi beklenirken şiir genelleme tekrarlaraına biraz da klişe kelimelerle girer: “kurumuş kalmış”, “sevmiş, sevilmemişler”, “kadri bilinmemişler”. Bu klişelerden sonra insanda ironi arzusu baş gösterir, yani bu şiir ya klişe ve vasat bitecektir ya da sondaki kısa bölümde bir ironi her şeyi ters yüz edip duyguları affalatacaktır ama bu olmaz. Sonda yine basit klişelerle yapılan genellemelerle şiir bitirilir. Şiir bizi içine soktuğu kendi yapısında kendisini gerçekleştiremez. Bu yüzden bu şiirde şair şiirini istediği gibi şekillendirememiş gözükmektedir. Bu yüzden buna vasat ya da kötü bir şiir denebilir.

Toplamak gerekirse, teoriye gelecek eleştiriler ya yeni bir düzlem daha bularak teorinin eksik olduğuna dair geliştirilecektir ya da ilk baştaki hüküm varsayımına saldırılacaktır. Eksiklik teorinin tümden ıskartaya çıkarılmasını gerektirmez, teoriyi geliştirir. Bunun dışında eğer ki şair mutlak hüküm sahibi değilse şiiri eser yapan şey nedir? Şiir eğer ki dışavurumların basit dizilimi haline gelip şairi yalnız bir araç olarak kullanıyorsa gündelik hayattaki herhangi bir dışavurumu ve konuşmayı şiir olmaktan ne alıkoyabilir? Burada denilen şey şiirin şairi etkilemediği değildir, etkilememesi mümkün de değildir. Önemli olan bu diyalektikte şairin hükümran rolüdür ve kendisine tekraren empoze edilen şiiri nasıl tekrar yorumlayabildiğidir. Güzelliği analiz ederek öldürmek de değildir niyetim, sadece yere basan yorumlarla güzelin hakkını vermek ve onu yüceltmektir:

Sweet is the lore which Nature brings;

Our meddling intellect

Mis-shapes the beauteous forms of things:—

We murder to dissect.

Bunu paylaş:

  • X'te paylaşın (Yeni pencerede açılır) X
  • Facebook' da Paylaş (Yeni pencerede açılır) Facebook
Beğen Yükleniyor…

Bir şiiri nasıl eleştirmeye başlarız? Hangi zeminler üzerinde bir eser irdelenebilir? Bu zeminler oturtulmadan bir eleştiriye başlamak beyhude bir iş halini alır ve işin sonunda sadece güzel ya da kötü diyip şiirlerin hoşumuza giden birkaç kısmını alıntılar, Dick Minim gibi kulaktan duymaların şahı olan basit yoldan bir eleştirmene varmış olunur. Bu yargı yani güzel veya…

Yorum bırakın Cevabı iptal et

  • Siberpunk

    Siberpunk

    10 Ocak 2026
  • Doğmamış Çocuğa Don Biçmek

    Doğmamış Çocuğa Don Biçmek

    30 Kasım 2025
  • Çığıltı

    Çığıltı

    8 Kasım 2025
  • Yorum
  • Tekrar blogla
  • Abone Ol Abone olunmuş
    • Böyle Olmasın da!
    • Diğer 32 aboneye katılın
    • WordPress.com hesabınız var mı? Şimdi oturum açın.
    • Böyle Olmasın da!
    • Abone Ol Abone olunmuş
    • Kaydolun
    • Giriş
    • Kısa adresi kopyala
    • Bu içeriği rapor et
    • Yazıyı Okuyucu'da görünrüle
    • Abonelikleri Yönet
    • Bu şeridi gizle
%d