• Anasayfa
  • Yayımlar
  • Yazarlar
  • İletişim
Böyle Olmasın da!

Nihilizm Contra Mutlak: Baharın bir tek çiçeğini bile gözden kaçırmamak

4–6 dakika

·

17 Aralık 2023

·

Eren

Bir ara X’te Dücane’yi savunan bir flood yazmış ve sonunda da şu ss’i atmıştım.

Bu eylemim vesilesiyle tanışıp ara ara mektuplaştığım bir dostum “Yaşlılık mı, âlâ! Sanki gençliğime hayrandım…” adlı yazımdaki nihilizmime “asıl mesele tanrıyı değil, sonsuzu reddetmektir. Sıkıysa sonsuzu reddet” diye özetlenebilecek Dücanevari bir savla karşı çıktı. Sav gayet güzel ve yetkin. Ülkesindeki tepkisel ateistlerin bilgisizliklerine karşı “dinsizlik de bir dindir” gibi havaî atıklarla şişmiş zihinlerine bir ömür hamallık edebilmek gibi mucizevî bir tahammülü abideleştiren kişilere şahitlik ettikçe böyle karşı çıkışları sertac ediyor insan. Neyse, şimdi bu mevzudaki düşüncelerimi arkadaşıma cevaben burada yayımlıyorum.

Hegel, Spinozayı affetmeyenler onu mutlak karşısında doğayı ve insanı yoksaydığı için affetmiyorlar gibi bir söz söylüyordu. Varolanları tek cevher kabul ederek sonsuz saymanın, yani varolanları cevherin mutlak özdeşliğine mahkum etmenin zorunlu sonucu… Bana da sanırım sonlu insanı, mutlaktan tamamiyle kopardığım için kızıyorsun. Gerçi sonsuz derken ne kastettiğimizden emin miyiz? Yoksa diğerleri gibi adların canımıza hükmetmesine müsaade mi ediyoruz? Asla! Bu sebeple şu sonsuzu kısaca soruşturalım. Üç tür sonsuz var gibi görünüyor; bilfiil sonsuz, edimsel de diyebiliriz; Aklî sonsuz, buna sonsuz kavramını ve matematiksel sonsuzu dahil edebiliriz -Russel, matematikteki sonsuz için sayarak veya birtakım hesaplarla değil de tanım vasıtasıyla ulaşırız demişti- ve son olarak hayali/imgesel sonsuz. Sanırım bilfiil sonsuz mevzusunda benimle anlaşamıyorsun. Halbuki benim bilfiil sonsuz mevzusuna cevabım “bilmiyorum”dur. Evren sonsuz mu? Bilfiil sonsuz olanaklı mı yoksa olanaksız mı gibi sorular cevabını hakikaten bilmediliğim sorular… Dücane’nin “tanrıyı reddetmek sonsuzu reddetmektir” düşüncesinden haberdarım. Tin hoca da [Geist Arbeiter] “çok-tanrılı inançların bile aynı Mutlak ide’sinin belirli bir çağın ya da halkın zihnindeki görünümü olduğunu ileri sürerler” demişti. O da sanırım tanrı anlayışını “mutlakı bilince getirebilme” gibi anlıyor. Hatta aynı yazıda şöyle de demiş “İnsan dili ve tarihi tarafından sınırlandırılmış bu tasavvurlardan herhangi birini Mutlak’ın nihai ifadesi gibi ele alıp diğerlerini reddetmek nasıl bir ifratsa, bu tasavvurların hiçbirinin Tanrı’yla hiçbir ilişkisi olmayan safsatalar olduğunu düşünmek de öyle bir tefrittir.” Ben bu düşünceye hiçbir şey diyemem. Zaten bununla çatışmıyorum da. Mutlağı kabul etsem bile bu mutlağın insan teki olarak bana ve faniliğime bir çare vereceğini düşünmezdim. Mesele tanrı ve/ya mutlak değil.. Mesele bizzat ben’in faniliği. Sanırım nihilizmden ne anladığımı bir kez daha açıklamalıyım. Ben nihilizmi ontolojik ve/ya epistemolojik değil antropolojik bir mesele olarak anlıyorum. Ölümden -yani sonluluğundan- bir kurtuluş olmadığını düşünen kim varsa nihilisttir. Bu sebeple hiçlikten gelip hiçliğe giden yegane varolanın insan olduğunu söylüyüp duruyorum ya! Tabii bu sonluluğu aşmanın da kendi içinde -mesela cennet- sayısız çıkmazı var. Ben neyim ki diriltilip cennete konuluyorum, heva ve hevesim alınınca ben “o” ben oluyor muyum vs… Gerçi insanla mutlağın bağını koparınca belki hayata değmeyen, salt ontolojik bir sav gibi geliyordur.. Halbuki mutlak dediğin şey hayatı kuran üç unsurun da aslî zeminidir: Etik/iyi, Estetik/Güzel, Lojik/doğru. İnsanın mutlakla olan hakiki bağını yadsımakla hayatın üç kurucu unsuruyla olan hakiki bağını da yadsıyorsun. Hayat, içeriği ara ara sevinç seraplarının sahnelendiği abes bir tragedya oluyor.. ölümse bu yalanlara kapılmanı engelleyen bir komedya. Nihilizm, hem hayatı hem ölümü karartan bir lanettir.. Heyhat ki dogmasız bir çıkışı da katiyyen göremiyorum. Tabii bu düşüncelerimin yeni ve/ya eşsiz olduğunu düşündüğümü falan asla zannetme! Dediğim o kadar basit ki! Ötedünya yok, ölüm bir son. Bu kadar! Bu basit düşünce şağı yukarı her çağda bir azınlıkça temsil edilmiştir. Ama anladığım kadarıyla insanın mutlakla bağını yadsıyan geçmiştekilerin hayatı dince o denli istila altındaydı ki bu ancak söylevde kalıyordu ve bilince hakkıyla gelemiyordu. Bugün bile ortalama bir ateist ile müslümanın yaşam tarzlarının aynılı oluşuyla kıyaslarsak…
Daima bir azınlık bulundukları konumun onları nereye getirdiğini kavrayabilecek denli boş vakte ve talihe sahipti. Önceden bu vakti zahmetler, seyahatler vs. dolduruyordu, bugünse gene birtakım zahmetler olsa da bu doldurma işini oyunlar ve diziler üstleniyor gibi. Ve sadece boş vakit seni dogmadan kurtarmaz.. Dogmanın çelişkisini kurtaracak bir bilgeye de tesadüf etmen gerekiyor…
İnsanla mutlağın bağını yadsıyan herhangi birisi için ölüm hayatının bütününü istila eden bir lanet olmuyor ve bu laneti bozabilmek için çabalara girişmiyorsa o kişiyi ne kadar ciddiye almalıyız? Hiç değilse Spinoza gibi ölümü düşünmenin fasidane bir tavır olduğu ilan edilip “halledilmeli”, ama bir şey yapılmalı! Hem mevzuya zerre miktar düşünce mesaisi sarf etmeyeceksin hem de düşünenlere ahmak muamelesi çekeceksin… Neyse, bu mevzular üzerine dertelenebilmek bile epey az canın nasibi. Biz sosyal medya çığırtkanlarının gafilane laflarına tenezzül dahi etmeyelim de efemer olandan bengi olana teveccüh ederek ondan beslenelim ve hayatımızın sonuna kadar böyle yaşamamız gerektiğine inanalım.


Son olarak bahsettiğim geçmiştekilerin düşüncesinin en harika bir ifadesi olarak bir hristiyanın(?) dehrîleri yermek gayesiyle yazdığı apokrif “bilgelik” kitabından -küçük oynamalarımla- kısa bir kısım paylaşıyorum:
“16Ama tanrısızlar yaptıkları işlerle
Ve söyledikleri sözlerle ölümü çağırıyorlar,
Ölüme bir dost gözüyle bakıp kendilerini tüketiyorlar,
Onunla bir sözleşme yapıp ortaklık kuruyorlar.
1Çünkü yanlış düşünerek
Kendi kendilerine şöyle diyorlar:
“Yaşam kısadır ve gönül darlığı veriyor,
Ne insanın sonu geldi mi kurtuluş var,
Ne de insanı ölüler ülkesinin tanrısı Hades’ten kurtaracak biri.
2Bir tesadüf sonucu doğduk,
Bu yaşamdan sonra hiç doğmamış gibi olacağız.
Teneffüs ettiğimiz hava bir duman üflemesidir,
Akıl, yürek çarpıntılarımızdan gelen bir canlılıktır.
3Bunlar olmazsa, vücudumuz külden oluşur,
Ruh boş hava gibi erir gider.
4Zamanla adımız unutulacak,
Yaptıklarımızı hiç kimse hatırlamayacaktır.
Yaşamımız bir bulut demeti gibi kaybolup gidecek,
Güneş ışınlarının uzaklaştırdığı
Ve güneşteki ışının yok ettiği sis gibi eriyecektir.
5Evet, yaşadığımız günler bir gölge gibi gelip geçiyor,
Ölümden dönüş yoktur, mühür basılmıştır,
Kimse geri gelmiyor.
6“O halde, gel de, güzel şeylerden zevk alalım,
Gençliğin hoş duygusuyla alemden yararlanalım:
7En pahalı şaraplarla kokulardan yararlanalım,
Baharın bir tek çiçeğini bile gözden kaçırmayalım,
8Güller solmadan, kendimize güllerden bir taç örelim.
9Bu zevk ve eğlenceye tümümüz katılalım,
Şenliğimizin izlerine her yerde rastlansın,
Bu bizim payımıza düşendir, hissemizdir.”

Bunu paylaş:

  • X'te paylaşın (Yeni pencerede açılır) X
  • Facebook' da Paylaş (Yeni pencerede açılır) Facebook
Beğen Yükleniyor…

Bir ara X’te Dücane’yi savunan bir flood yazmış ve sonunda da şu ss’i atmıştım. Bu eylemim vesilesiyle tanışıp ara ara mektuplaştığım bir dostum “Yaşlılık mı, âlâ! Sanki gençliğime hayrandım…” adlı yazımdaki nihilizmime “asıl mesele tanrıyı değil, sonsuzu reddetmektir. Sıkıysa sonsuzu reddet” diye özetlenebilecek Dücanevari bir savla karşı çıktı. Sav gayet güzel ve yetkin. Ülkesindeki tepkisel…

Yorum bırakın Cevabı iptal et

  • Siberpunk

    Siberpunk

    10 Ocak 2026
  • Doğmamış Çocuğa Don Biçmek

    Doğmamış Çocuğa Don Biçmek

    30 Kasım 2025
  • Çığıltı

    Çığıltı

    8 Kasım 2025
 

Yorumlar Yükleniyor...
 

    • Yorum
    • Tekrar blogla
    • Abone Ol Abone olunmuş
      • Böyle Olmasın da!
      • Diğer 32 aboneye katılın
      • WordPress.com hesabınız var mı? Şimdi oturum açın.
      • Böyle Olmasın da!
      • Abone Ol Abone olunmuş
      • Kaydolun
      • Giriş
      • Kısa adresi kopyala
      • Bu içeriği rapor et
      • Yazıyı Okuyucu'da görünrüle
      • Abonelikleri Yönet
      • Bu şeridi gizle
    %d