Islık çalan bir ahşaplıkta
Karşıladık yağmurun sesini
Eski büyü alevleri gibi harladık
Kuzinelerde duran dinginlik
odununu
Camilerden yankılandı gecenin
Direklerini apartan yaşlı sesleri
-Hani nerede Hasan
-Hasan hep geç gelir
Hasan bir simyacı gibi kurgular
Zamanın hüsnüyusuflarını
Yabanotlarını zamanın seğirtir
O yakılmış ahulu yalazlarda
Macun eder üç vakti toparlayarak
-Hani nerede Hasan
-Eli kulağındadır
Guguk kuşları ağaçlaşır
Karanlıkta
orada
Tellerin üstünde
Eski bir tellal
kutlu haberci
Haber verir
neler olacağını:
Sular çamurlaşır derelerde
Faytonlar çiğner malazları
At yelelerini-gecenin saçlarını
Tarar rüzgar meltemli taraklarla
Haber verir ki
Hasanın yüzü ışık
Sabahı geceden kucaklamakta
Görüyor kağşak eşyalarda
Yüzünün diri aksini
-Hani nerede Hasan
-Geldi gelecektir
Gıcırdar yaylıları at-arabalarının
Elektrik tellerine değince
Biçimli elleri eski zamanların
Modern sanemler tapınağı
yıkılacaktır
Onun gergin uzanık
Elleri biçimlendikçe
-Hani nerede Hasan
-Şimdi yola çıkmıştır
Karşıladık sonra gürültüler eşrafını
Kayranların sessiz putluğunda
Uçaklar ve arabalar vızıltısını
Floresan çıtırtılarıyla ki
kör ateş böcekleri
Eski orman! Örtücü huşu
Kapkara yüzüyle ışıldadı
Toprağın öpüşleri
Onu boyadığında
Camilerden yankılandı yaşlı sesleri
-Hani nerede Hasan
-Hasan ya gelecektir
ya da artık hiç gelmez.





Yorum bırakın