• Anasayfa
  • Yayımlar
  • Yazarlar
  • İletişim
Böyle Olmasın da!

Baudelaire’in “A Une Passante”ı: Bir Tahlil Denemesi

4–6 dakika

·

4 Ocak 2024

·

Genel, Melkor

Walter Benjamin’in, Avrupa’yı derinden sarsan son lirik şaheser olarak tavsif ettiği Baudelaire’in “Les Fleur du Mal”inden son derece “devrimci” bir şiir: A Une Passante yahut Taçlartakılası Sait Maden’in Türkçe tercümesiyle “Geçen Bir Kadına”… Devrimci diye sıfatlandırıyorum; zira şiir, hiç şüphesiz tema ve muhteva bakımından Modernizm’i şiirde tekbaşına temsil edecek denli dehşetengiz bir kuvvete sahip.

Tahlil merhalesine geçmeden evvel, ilk cümlede andığım Maden’in eşsiz tercümesini okumalı (mobilde iseniz dizelerin daha iyi görünmesi maksadiyle telefonunuzu döndürünüz):

Çevremde gürlerdi sağırlaştıran sokak.
İnce, uzun, kara yasta, acıyla dolu
Bir kadın geçti yanımdan, görkemli kolu
İşli eteğini kaldırıp sallayarak;

Mermer bacaklı, kıvrak, soylu bir güzel ki.
Bir şaşkın gibi, büzülmüş, içiyordum ben
Bir kasırganın filiz sürdüğü gözünden,
O mor gökten saran tadı, öldüren zevki.

Bir şimşek… Ve gece!! – Tek bakışıyla beni
Yeniden yaratan güzel, görünüp kaçan,
Öbür dünyada mı bulurum ancak seni?
Artık çok uzakta! Çok geç! Belki hiçbir zaman!
Nerdeyim bilmezsin, bilmem nerdesin şimdi,
Sen, ki sevmiş olsaydım, ki bunu bildindi!

Bir de sonenin aslını alalım:

La rue assourdissante autour de moi hurlait. 
Longue, mince, en grand deuil, douleur majestueuse,
Une femme passa, d'une main fastueuse
Soulevant, balançant le feston et l'ourlet;
Agile et noble, avec sa jambe de statue. 
Moi, je buvais, crispé comme un extravagant,
Dans son oeil, ciel livide où germe l'ouragan,
La douceur qui fascine et le plaisir qui tue.

Un éclair... puis la nuit! — Fugitive beauté 
Dont le regard m'a fait soudainement renaître,
Ne te verrai-je plus que dans l'éternité?

Ailleurs, bien loin d'ici! trop tard! jamais peut-être! 
Car j'ignore où tu fuis, tu ne sais où je vais,
Ô toi que j'eusse aimée, ô toi qui le savais!

Bir tahlil denemesine teşebbüs edeceksem şayet, zorunlu olarak, sıkıcı olana, yani teknikî ve biçimsel özelliklerine ucundan kenarından değinmeli. Öncelikle, ekseriyetle tercüme üzerinden ilerleyeceğim için tercüme bağlamında biçimsel özelliklerden dem vurmalı: Bir sone karşımızdaki… Maden’in tercümesi ve Baudelaire’in kaleminden tecelli etmiş sonenin kafiye düzenini mukayese ettiğimizde tamamen aynı olduğu sarihtir. Klasik Fransız sonesine “ufak tefek” Bodlerkârane dokunuşlar nezdinde: Abba, cddc, efe, fee. Öyle görünüyor ki, Fransızca aslındaki sonenin kaleme alındığı dönemin telaffuzu göz önünde bulundurduğumuzda sone 12’li hece vezninde yazılmıştır. Maden 13’lüğü tercih etmiş; lakin son bendin ilk dizesinde gözardı edilesi bi’ bir tane ilave hece mevcut, naçizane, bahsi dahi açılmaz.

Sonenin aslındaki ahenk unsurlarının kullanımındaki ustalık “Baudelaire’in kaleminden neşet olduk!” diye çığırmakta, Maden bunu az da olsa muhafaza edebilmiş, fakat son bentte böyle “az da olsa”lık bir durum yok; Maden, son bendin tercümesinde asonans ve aliterasyonları pek ustaca nakletmiş.

Formel özelliklerden bahsedip Maden’i andığımıza göre, asıl meseleye girebiliriz.

Modernizmde ve bilhassa Baudelaire’de, şiirin kaynağının köyden (doğal olandan) şehre (yapay olana) intikal edişi iliklere dek hissedilir; Baudelaire’i bir üstat kılan husus da budur zaten, Sanayi Çağı’nda da lirizmi idame ettirebilmesidir: “Modernizm hiç kuşkusuz Baudelaire’le başlar.”[1]. Lirizmin yalvacı da flanördür. Flanörün habitatı, kenttir. Kentte vâr olur, kentten beslenir, kenti kateder, müşahede eder, Hız’ın içerisinde kaybolur, aynı zamanda Hız’dan bata çıka kaçar, dedektiftir, halkın içindeki padişahtır, aylaktır, avaredir.


[1] Arnold Hauser, Alman sanat tarihçisi.

Yazının girizgâhında, bu anlayışı tekbaşına temsil edecek bir güce sahip olduğunu beyan etmiştim; işte bu sone, Baudelaire’in kapılarını araladığı, daha doğru tabirle açtığı Modernizmin muhtevasını aleni bir şekilde haykırır. Şiirin hızlı havası ve ani bir aşk kıvılcımı bütünüyle bir “fantazmogarya”dır.

Sone ilk dizeden itibaren bizi birdenbire çarpar: Çevremde gürlerdi sağırlaştıran sokak. Kullandığı imge, şairin seleflerinin “alışılmadık bağdaştırma”dan ötürü cebren ve hile ile yereceği bir imge olurdu muhtemelen. Gürleyen bir sokağın sağırlaştırması… Ta 19. asırda böylesi bir “alışılmadık bağdaştırma” kullanması, bize, Baudelaire’in geçmişindeki şairlerin imge telakkisini müstehzi bir tavırla alaşağı ettiğini teşrih eder. Bu alışılmadık bağdaştırmayı bizim şiirde -biraz ekstrem, hatta bayağı bayağı ekstrem olsa da- ta 20. asrın sonunda görürüz. İkinci Yeni’de.

Aynı zamanda bu dizeler, flanörde gördüğümüz, kalabalıklarda gezinedurmaya rağmen kalabalıklardan özerk olmaya göz kırpar. Nasıl izah etmişti Sartre: Baudelaire’in kalabalıklar arasından seçtiği başkalarıyla ilişkisi, kendini keşfetmek, “kendini sonsuz başkalığı içinde yakalamak” içindir. Bu arzuyla içine başkalarının gözünü sokar. O “bütün ömrü boyunca kendi kendini nesneleştirmeye çalışmıştır … Kendi gözünde bir nesne olmak, bu nesneye sahip olabilmek, onu uzun uzun gözleyebilmek ve onun içinde eriyebilmek…” Kendi kendini imal edebilmek, şiiri gibi önüne alıp tasarlamak, kurmak, düzeltmek, “kendi gözünde kendi şiiri olmak.” [2]


[2] Jean-Paul Sartre, Baudelaire, müt: Alp Tümertekin

Bu durum Sartre’ın bir yorumu değil, aksine doğrudan doğruya Baudelaire’in telakkisidir. Paris Sıkıntısı’ndan bir pasaj: “Kalabalık, yalnızlık: etkin ve verimli ozanın birbirleriyle kolayca değiştirebileceği eşit deyimler. Yalnızlığını kalabalıkla doldurmasını bilmeyen kişi telaşlı bir kalabalık içinde yalnız olmasını da bilmez.”[3]


[3] Charles Baudelaire, Paris Sıkıntısı, müt. Tahsin Yücel

İlerleyen dizelerde flanör, yoldan geçen bir kadınla karşılaşır, ardından Baudelaire’imizin lanetli şairliğini (poete maudit) konuşturarak Kadın’ın hakimiyeti altında ezilmişlik, şairane bir mazoşistlik; erkeklerin ruhuna (?!) dokunmasını bilen Baudelaire’in o hoş tasvirleri… gelir de gelir.  Ancak mühim nokta şu ki, yoldan geçen kadın imgesi eşliğinde metropol yaşamının hızı ve çokluğu hissedilir. Taşradaki gibi insan temadi bir hâlde değil, ani bir passant/passante’dır. Efemerallik.

Çağ’ın estetiğine Çağ’ı katmak, Çağ’ı modernize etmek zorunlu olarak efemeral olana başvurmayı gerektirir.  Sonede, 19. asrın resimdeki fragmansılaşmanın şiirdeki tezahürünü görebiliriz. 19. asırda resmedilen yekpare hâlde değil fakat parçasal, fragmansıdır. Tek, Bütün’e hakim olur. Burada ise kadın; efemeral bir cisimdir, fragmansıdır, şimşek misali apansızın gelip kayboluverir. Zaman’ın ve Çağ’ın hızı karşısında allak bullak olur şairin kafası. Kaldı ki Baudelaire Zaman’a düşmandır. Bundan ötürüdür ki çocuk olmayı ve esrimeyi idolize eder; çocukluk ve sarhoşluk, Zaman’a göğüs geren bir Zamandurgacıdır. “Zamanın korkunç eziyetlerle şehit ettiği köleleri olmamak için hiç durmadan sarhoş olun! Şarapla, şiirle veya erdemle; neyle isterseniz. Ama sarhoş olun!” Son bentlerdeki serzenişi, şikâyeti bu bağlamda tefsir edebiliriz. Bu dizeler, modern hayatın hızına karşı, Zaman’a karşı mağlubiyetin apaçık bir göstergesidir. Baudelaire, Ahrette mi bulur artık o kadını yoksa ‘sonsuz bir göğün laciverdinde’ mi… meçhul.


 

Bunu paylaş:

  • X'te paylaşın (Yeni pencerede açılır) X
  • Facebook' da Paylaş (Yeni pencerede açılır) Facebook
Beğen Yükleniyor…

…

Yorum bırakın Cevabı iptal et

  • Siberpunk

    Siberpunk

    10 Ocak 2026
  • Doğmamış Çocuğa Don Biçmek

    Doğmamış Çocuğa Don Biçmek

    30 Kasım 2025
  • Çığıltı

    Çığıltı

    8 Kasım 2025
 

Yorumlar Yükleniyor...
 

    • Yorum
    • Tekrar blogla
    • Abone Ol Abone olunmuş
      • Böyle Olmasın da!
      • Diğer 32 aboneye katılın
      • WordPress.com hesabınız var mı? Şimdi oturum açın.
      • Böyle Olmasın da!
      • Abone Ol Abone olunmuş
      • Kaydolun
      • Giriş
      • Kısa adresi kopyala
      • Bu içeriği rapor et
      • Yazıyı Okuyucu'da görünrüle
      • Abonelikleri Yönet
      • Bu şeridi gizle
    %d