
Küçüklüğümden beri okuya okuya doyamadığım ve her okuyuşumda taze bir lezzet bulduğum Eyüp kitabını, Osmanlıca tercümeleriyle -bilhassa sonuncu tercümeyle- mukayeseli okuyarak şimdiki tercümenin Öz Türkçe olması sebebiyle ıskalanan bazı harika karşılık ve ifadeleri da eklemek suretiyle Mukaddes bir kitabın azametine yaraşır bir üslup heybetine kavuşmasında toz mesabesinde de olsa bir katkı vermek istedim. Şimdiki paylaştığım kısım Eyüp kitabının tamamını içermiyor. Haftaya da kalan kısmı tamamlamayı ümid ediyorum.
1-2 Sonunda Eyüp ağzını açtı ve doğduğu güne lanet edip şöyle dedi:
3“Doğduğum gün yok olsun,
‘Bir oğul doğdu’ denen gece yok olsun!
4Karanlığa bürünsün o gün,
Aziz Tanrı onunla ilgilenmesin,
Üzerine nur inmesin.
5Karanlık ve ölüm gölgesi zapt olsun güne,
Bulut çöksün üzerine;
Nurunu karanlık söndürsün.
6Zifiri karanlık yutsun o geceyi,
Yılın günleri arasında sayılmasın,
Aylardan hiç birine girmesin.
7Kısır olsun o gece,
Sevinç sesi duyulmasın içinde.
8Güne lanet edenler,
Livyatan’ı uyandırmaya hazır olanlar,
O günü lanetlesin.
9Akşamının yıldızları kararsın,
Boş yere aydınlığı beklesin,
Tan atışını görmesin.
10 Çünkü cefa yüzü görmemem için
Anamın rahminin kapılarını üstüme çarpmadı.
11“Neden doğarken ölmedim,
Rahimden çıkarken son soluğumu vermedim?
12Neden beni dizler,
Emeyim diye memeler karşıladı?
13Zira şimdi huzur içinde yatmış,
İstirahat etmiş olurdum;
14Yaptırdıkları kentler şimdi viran olan
Dünya melikleri ve danışmanlarıyla birlikte,
15Hanelerini gümüşle dolduran
Altın maliki reislerle birlikte.
16Neden denî bir cenin gibi,
Gün yüzü görmemiş yavrular gibi hâke defnolmadım?
17Orada kötüler kargaşayı bırakır,
Yorgunlar rahat eder.
18Tutsaklar huzur içinde yaşar,
Angaryacının sesini duymazlar.
19Küçük de büyük de oradadır,
Köle efendisinden azaddır.
20“Niçin sıkıntı çekenlere ışık,
Acı içindekilere hayat verilir?
21 Oysa onlar gelmeyen ölümü özler,
Onu define arar gibi ararlar;
22Mezara kavuşunca
Neşeden coşar, sevinç bulurlar.
23Neden hayat verilir nereye gideceğini bilmeyen insana,
Çevresini Tanrı’nın çitle çevirdiği kişiye?
24Çünkü iniltim ekmekten evvel geliyor,
Su gibi dökülmekte feryadım.
25Korktuğum,
Çekindiğim başıma geldi.
26Huzur yok, sükûnet yok, rahat yok,
Yalnız kargaşa var.”
1Temanlı Elifaz şöyle cevapladı:
2“Biri sana bir şey söylemeye çalışsa gücenir misin?
Kim konuşmadan durabilir?
3Evet, pek çoklarını sen irşad ettin,
Zayıf elleri berkittin,
4Tökezleyeni sözlerin ayakta tuttu,
Titreyen dizleri pekiştirdin.
5Ama şimdi başına gelince gücüne gidiyor,
Sana dokununca yılgınlığa düşüyorsun.
6Senin itimadın Tanrı’dan korkun değil mi,
Umudun kusursuz hayatında değil mi?
7“Tezekkür et: Hangi suçsuz helak oldu,
Nerede doğrular yıkıma uğradı?
8Gördüğüm kadarıyla, fesat sürenler,
Şerr tohumu ekenler ektiklerini biçiyor.
9Tanrı’nın nefhiyle helak oluyor,
Öfkesinin rüzgarıyla tükeniyorlar.
10Aslanın kükremesi, homurtusu kesildi,
Dişleri kırıldı genç aslanların.
11Aslan av bulamadığı için telef oluyor,
Dişi aslanın yavruları dağılıyor.
12“Bir söz gizlice erişti bana,
Fısıltısı kulağıma yetişti.
13Gece rüyaların doğurduğu düşünceler içinde,
İnsanları ağır uyku bastığı zaman,
14Beni dehşet ve titreme aldı,
Bütün kemiklerimi sarstı.
15Önümden bir ruh geçti,
Tüylerim ürperdi.
16Durdu, ama ne olduğunu seçemedim.
Bir suret duruyordu gözümün önünde,
Çıt çıkmazken bir ses duydum:
17‘İnsan tanrıdan ziyade doğru olabilir mi?
Yaratanından ziyade temiz çıkabilir mi?
18Bakın, Tanrı kullarına güvenmez,
Meleklerinde kusur bulur da,
19Çamur meskenlerde oturanlara,
Mayası toprak olanlara,
Güveden tez ezilenlere mi güvenir?
20Ömürleri sabahtan akşama varmaz,
Kimse farkına varmadan ilelebet yok olurlar.
21İçlerindeki çadır ipleri çekilince,
Hikmetten yoksun ölüp giderler.’
1“Haydi çağır, cevaplayan çıkacak mı?
Mukaddeslerin hangisine müracaat edeceksin?
2Aptalı üzüntü öldürür,
Eblehi haset helak eder.
3Ben eblehin kök saldığını görünce,
Derhal meskenine lanet ettim.
4Çocukları selametten uzak,
Mahkeme kapısında ezilir,
Savunan çıkmaz.
Ürününü açlar yer,
Dikenler arasından kaparlar;
Mallarını susamışlar yutmak ister.
6Çünkü dert topraktan çıkmaz,
Meşakkat yerden bitmez.
7Havaya uçuşan kıvılcımlar gibi
Meşakkat çekmek için doğar insan.
8“Oysa ben Tanrı’ya yönelir,
Davamı O’na havale ederdim.
9Anlayamadığımız azîm işler,
Sayısız şaşılası işler yapan O’dur.
10Arza yağmur yağdırır,
Tarlalara sular gönderir.
11Düşkünleri yükseltir,
Mahzunları esenliğe çıkarır.
12Kurnazların oyununu bozar,
Düzenlerini icra edemesinler diye.
13 Hükemayı kurnazlıklarında yakalar,
Düzenbazların oyunu son bulur.
14Gündüz karanlığa toslar,
Öğlen, geceymiş gibi el yordamıyla ararlar.
15Yoksulu onların kılıç gibi ağzından
Ve güçlünün elinden O kurtarır.
16Biçare umutlanır,
Haksızlık ağzını kapar.
17 “İşte, ne mutlu Tanrı’nın terbiye ettiği insana!
Bu yüzden Kadirimutlak’ın te’dibini küçümseme.
18Zira O hem yaralar hem sarar,
O incitir, ama elleri sağaltır.
19Altı kez sıkıntıya düşsen seni kurtarır,
Yedinci kez de sana zarar vermez.
20Kıtlıkta ölümden,
Cenkte kılıçtan seni O koruyacak.
21Kamçılayan dillerden uzak kalacak,
Yıkım gelince korkmayacaksın.
22Yıkıma, açlığa gülüp geçecek,
Vahşilerden ürkmeyeceksin.
23Çünkü sahranın taşlarıyla anlaşacaksın,
Vahşiler seninle barışacak.
24Çadırının emin olduğunu bilecek,
Meskenini yoklayınca noksan bulmayacaksın.
25Çocuklarının çoğalacağını bileceksin,
Soyun ot gibi bitecek.
26Vaktinde toplanan demetler gibi,
Mezara dinç gireceksin.
27“İşte araştırdık, doğrudur,
Onun için bunu dinle ve belle.”
1Eyüp şöyle cevaplado:
2“Keşke kederim tartılabilse,
Belam teraziye konabilseydi!
3Denizlerin kumundan ağır gelirdi,
Bu yüzden nutkum tutuldu.
4Çünkü Kadirimutlak’ın okları içimde,
Ruhum onların zehirini içiyor,
Tanrı’nın dehşetleri karşıma dizildi.
5Otu olan yaban eşeği anırır mı,
Yemi olan öküz böğürür mü?
6Tatsız şey tuzsuz yenir mi,
Yumurta akında tat bulunur mu?
7Böyle yiyeceklere dokunmak istemiyorum,
Beni hasta ediyorlar.
8“Keşke talebim yerine gelse,
Tanrı ümidimi bana verse!
9Kerem edip beni ezse,
Elini çabuk tutup hayat bağımı kesse!
10Yine avunur,
Amansız derdime karşın sevinirdim,
Ki kuddusun kelamını yadsımadım.
11Gücüm nedir ki, bekleyeyim?
Sonum nedir ki, sabredeyim?
12Taş kadar güçlü müyüm,
Etim tunçtan mı?
13Çaresiz kalınca
Kendimi kurtaracak gücüm mü olur?
14“Kederli insana dost şefkati gerekir,
Kadirimtulak’tan korkmaktan vazgeçse bile.
15Kardeşlerim kuru bir dere gibi beni aldattı;
Hani gürül gürül akan dereler vardır,
16Eriyen buzlarla taşan,
Kar sularıyla beslenen,
17Ama kurak mevsimde akmayan,
Sıcakta yataklarında tükenen dereler…
İşte öyle aldattılar beni.
18-19O dereler için kervanlar yolundan sapar,
Çöle çıkıp yok olurlar.
Tema’nın kervanları su arar,
Saba’dan gelen yolcular umutla bakar.
20Ama oraya varınca umut bağladıkları için utanır,
Mahcubiyete uğrarlar.
21Artık siz de bir hiç oldunuz,
Dehşete kapılıp korkuyorsunuz.
22-23‘Benim için bir şey verin’
Ya da, ‘Rüşvet verip
Beni düşmanın elinden kurtarın,
Acımasızların elinden alın’ dedim mi?
24“Bana öğretin, susayım,
Yanlışımı gösterin.
25Doğru söz acıdır!
Ama azarınız neyi kanıtlıyor?
26Sözlerimi düzeltmek mi istiyorsunuz?
Meyusun sözlerini yel mi sayıyorsunuz?
27Öksüzün üzerine kura çeker,
Arkadaşınızın üzerine pazarlık ederdiniz.
28“Şimdi lütfedip bana bakın,
Huzurunuzda yalan söyleyecek değilim ya.
29Bırakın artık, haksızlık etmeyin,
Bir daha düşünün, davamda haklıyım.
30Ağzımdan haksız bir söz çıkıyor mu,
Damağım kötü niyeti ayırt edemiyor mu?
1“Yeryüzünde insan hayatı savaşı andırmıyor mu,
Günleri gündelikçinin günlerinden farklı mı?
2Gölgeyi özleyen köle,
Ücretini bekleyen gündelikçi gibi,
3Mirasen bana boş aylar verildi,
Nasibime ızdıraplı geceler düştü.
4Yatarken, ‘Ne zaman kalkacağım’ diye düşünüyorum,
Ama gece uzadıkça uzuyor,
Gün doğana dek dönüp duruyorum.
5Bedenimi kurt, kabuk kaplamış,
Çatlayan derimden irin akıyor.
6“Günlerim dokumacının mekiğinden hızlı,
Umutsuz tükenmekte.
7Ey Tanrı, hayatımın bir soluk olduğunu anımsa,
Gözüm bir daha saadet yüzü görmeyecek.
8Şu anda bana bakan gözler bir daha beni görmeyecek,
Senin gözlerin üzerimde olacak,
Ama ben yok olacağım.
9Bir bulutun dağılıp gitmesi gibi,
Ölüler diyarına inen bir daha çıkmaz.
10Bir daha evine dönmez,
Bulunduğu yer artık onu tanımaz.
11“Bu yüzden sessiz kalmayacak,
İçimdeki sıkıntıyı dile getireceğim;
Canımın acısıyla yakınacağım.
12Ben deniz ya da deniz canavarı mıyım ki,
Başıma bekçi tayin ettin?
13Yatağım beni rahatlatır,
Döşeğim acılarımı dindirir diye düşündüğümde,
14Beni düşlerle korkutuyor,
Görümlerle yıldırıyorsun.
15Öyle ki, boğulmayı,
Ölmeyi şu hayata yeğliyorum.
16Hayatımdan tiksiniyor,
Ebedi hayatı istemiyorum;
Çek elini benden, zira günlerimin anlamı kalmadı.
17 “İnsan ne ki, onu büyütesin,
Üzerinde kafa yorasın,
18Her sabah onu yoklayasın,
Her an onu sınayasın?
19Gözünü üzerimden hiç ayırmayacak mısın,
Tükürüğümü yutacak kadar bile beni rahat bırakmayacak mısın?
20Günah işledimse, ne yaptım sana,
Ey insan nazırı?
Niçin beni kendine hedef seçtin?
Sana yük mü oldum?
21Niçin isyanımı bağışlamaz,
Günahımı affetmezsin?
Çünkü yakında toprağa gireceğim,
Beni çok arayacaksın, ama ben artık olmayacağım.”
1Şuahlı Bildat şöyle cevapladı:
2“Ne zamana dek böyle konuşacaksın?
Sözlerin sert rüzgar gibi.
3Tanrı adli saptırır mı,
Kadirimutlak hakkı çarpıtır mı?
4Oğulların ona karşı günah işlediyse,
İsyanlarının cezasını vermiştir.
5Ama sen gayretle Tanrı’yı arar,
Kadirimutlak’a yalvarırsan,
6Temiz ve doğruysan,
O şimdi bile senin için kolları sıvayıp
Seni hak ettiğin yere geri getirecektir.
7Başlangıcın küçük olsa da,
Sonun ziyadesiyle azîm olacak.
8“Lütfen, önceki kuşaklara sor,
Ecdadının neler öğrendiğini iyice araştır.
9Çünkü biz daha dün doğduk, bir şey bilmeyiz,
Yeryüzündeki günlerimiz sadece bir gölge.
10Onlar sana anlatıp öğretmeyecek,
Kalplerindeki kelamı dile getirmeyecek mi?
11“Bataklık olmayan yerde kamış biter mi?
Susuz yerde saz büyür mü?
12Henüz yeşilken, kesilmeden,
Otlardan önce kururlar.
13Tanrı’yı unutan herkesin sonu böyledir,
Tanrısızın ümidi böyle zayi olur.
14Onun ümid ettiği şey kırılır,
İtimdayısa bir örümcek ağıdır.
15Örümcek ağına yaslanır, ama ağ çöker,
Ona tutunur, ama ağ taşımaz.
16Tanrısızlar güneşte iyi sulanmış bitkiyi andırır,
Dalları bahçenin üzerinden aşar;
17Kökleri taş yığınına sarılır,
Çakılların arasında yer aranır.
18Ama yerinden sökülürse,
Yeri, ‘Seni hiç görmedim’ diyerek onu yadsır.
19İşte sevinci böyle son bulur,
Yerinde başka bitkiler biter.
20“Tanrı kusursuz insanı reddetmez,
Kötülük edenlerin elinden tutmaz.
21O senin ağzını yine gülüşle,
Dudaklarını sevinç haykırışıyla dolduracaktır.
22Düşmanlarını utanç kaplayacak,
Kötülerin çadırı kalmayacaktır.”
1Eyüp şöyle cevapladı:
2“Biliyorum, gerçekten öyledir,
Ama Tanrı nezdinde insan nasıl haklı çıkabilir?
3Biri O’nunla tartışmak istese,
Binde bir bile O’na cevap veremez.
4O’nun hikmeti derin, kuvveti eşsizdir,
Kim O’na direndi de ayakta kaldı?
5O dağları yerinden oynatır da,
Dağlar farkına varmaz,
Gazapla altüst eder onları.
6Arzı yerinden oynatır,
Direklerini titretir.
7Güneşe emreder, doğmaz güneş,
Yıldızları mühürler.
8O’dur tek başına gökleri geren,
Denizin dalgaları üzerinde yürüyen.
9 Büyük Ayı’yı, Oryon’u, Ülker’i,
Güney takımyıldızlarını yaratan O’dur.
10Anlayamadığımız büyük işler,
Sayısız şaşılası işler yapan O’dur.
11İşte, yanımdan geçer, O’nu göremem,
Geçip gider, farkına bile varmam.
12Evet, O avını kaparsa, kim O’nu durdurabilir?
Kim O’na, ‘Ne yapıyorsun’ diyebilir?
13Tanrı gazabı dizginlemez,
Rahav’ın yardımcıları bile
O’nun ayağına kapanır.
14“Nerde kaldı ki, ben O’na cevap vereyim,
O’nunla münakaşa için söz bulayım?
15Haklı olsam da O’na cevap veremez,
Merhamet etmesi için hakimime yalvarırdım ancak.
16O’nu çağırsam, O da bana cevap verseydi,
Yine de inanmazdım sesime kulak verdiğine.
17O beni kasırgayla eziyor,
Nedensiz yaralarımı çoğaltıyor.
18Soluk almama izin vermiyor,
Ancak beni acıya doyuruyor.
19Sorun kuvvet sorunuysa, O kavidir!
Adalet sorunuysa, kim O’nu mahkemeye çağırabilir?
20Suçsuz olsam ağzım beni suçlar,
Kusursuz olsam beni suçlu çıkarır.
21“Kusursuz olsam da kendime aldırdığım yok,
Hayatımı hor görüyorum.
22Hepsi bir, bu yüzden diyorum ki,
‘O suçluyu da suçsuzu da yok ediyor.’
23Kırbaç ansızın ölüm saçınca,
O suçsuzların mihnetiyle eğlenir.
24Arz kötülerin eline verilmiş,
Hakimlerin gözünü kapayan O’dur.
O değilse, kimdir?
25“Günlerim koşucudan çabuk,
İhsan görmeden geçmekte.
26Kamış sandal gibi kayıp gidiyor,
Avının üstüne süzülen kartal gibi.
27‘Şikayetimi unutayım,
Mahzun çehremi değiştirip gülümseyeyim’ desem,
28Bütün meşakkatimden yılarım,
Çünkü beni suçsuz saymayacağını biliyorum.
29Madem suçlanacağım,
Neden boş yere uğraşayım?
30Sabun otuyla yıkansam,
Ellerimi kül suyuyla paklasam,
31Beni yine pisliğe batırırsın,
Giysilerim bile benden ikrah eder.
32O benim gibi bir insan değil ki,
O’na cevap vereyim,
Birlikte mahkemeye gideyim.
33Keşke aramızda bir hakem olsa da,
Elini ikimizin üstüne koysa!
34Tanrı sopasını üzerimden kaldırsın,
Dehşeti beni yıldırmasın.
35O zaman konuşur, O’ndan korkmazdım,
Ama bu durumda bir şey yapamam.
1“Hayatımdan usandım,
Özgürce yakınacak,
Canımın acısıyla söyleyeceğim.
2Tanrı’ya: Beni suçlama diyeceğim,
Ama söyle, niçin benimle çekişiyorsun.
3Hoşuna mı gidiyor gaddarlık etmek,
Öz elinin emeğini reddedip
Kötülerin müşaveresine nur vermek?
4Sende insan gözü mü var?
İnsanın gördüğü gibi mi görüyorsun?
5Günlerin ölümlü birinin günleri gibi,
Yılların insanın yılları gibi mi ki,
6Suçumu arıyor,
Günahımı araştırıyorsun?
7Kötü olmadığımı,
Elinden beni kimsenin kurtaramayacağını biliyorsun.
8“Senin ellerin bana şekil verdi, beni yarattı,
Şimdi dönüp beni yok mu edeceksin?
9Lütfen anımsa, balçık gibi bana sen şekil verdin,
Beni yine toprağa mı döndüreceksin?
10Beni süt gibi dökmedin mi,
Peynir gibi katılaştırmadın mı?
11Bana et ve deri giydirdin,
Beni kemiklerle, sinirlerle ördün.
12Bana hayat ve rahmet ihsan ettin,
inayetin ruhumu muhafaza etti.
13“Ama bunları kalbinde gizledin,
Biliyorum indindekini:
14Günah işleseydim, beni gözlerdin,
Suçumu cezasız bırakmazdın.
15Suçluysam, vay başıma!
Suçsuzken bile başımı kaldıramıyorum,
Çünkü utanç doluyum, çaresizim.
16Başımı kaldırsam, aslan gibi beni avlar,
Şaşılası kuvvetini yine gösterirsin üstümde.
17Bana karşı yeni tanıklar çıkarır,
Gazabını artırırsın.
Orduların dalga dalga üzerime geliyor.
18“Niçin doğmama izin verdin?
Keşke ölseydim, hiçbir göz beni görmeden!
19Hiç var olmamış olurdum,
Rahimden kabre taşınırdım.
20Birkaç günlük ömrüm kalmadı mı?
Beni rahat bırak da biraz yüzüm gülsün;
21Dönüşü olmayan yere gitmeden önce,
Karanlık ve ölüm gölgesi diyarına,
22Zifiri karanlık diyarına,
Ölüm gölgesi, kargaşa diyarına,
Aydınlığın karanlığı andırdığı yere.”
1Naamalı Sofar şöyle cevapladı:
2“Bunca söz cevapsız mı kalsın?
Dilbaz adam haklı mı sayılsın?
3Saçmalıkların karşısında sussun mu insanlar?
Sen alay edince kimse seni utandırmasın mı?
4Tanrı’ya, ‘İnancım saftır’ diyorsun,
‘Senin nazarında temizim.’
5Ama keşke Tanrı konuşsa,
Aleyhinde ağzını açsa da,
6Hikmetin esrarını bildirse!
Çünkü Hikmet çok yönlüdür.
Bil ki, Tanrı günahlarından bazılarını unuttu bile.
7“Tanrı’nın derin sırlarını anlayabilir misin?
Kadirimutlak’ın kemaline vakıf olabilir misin?
8Göklerden âlâdır, ne yapabilirsin?
Ölüler diyarından derindir, ne bilebilirsin?
9Ölçüleri zeminden uzun,
Denizden geniştir.
10“Gelip seni hapsetse, mahkemeye çağırsa,
Kim O’na engel olabilir?
11Çünkü O yalancıları tanır,
Kötülüğü görür de dikkate almaz mı?
12Ne zaman yaban eşeği insan doğurursa,
Aptal da o zaman sağduyulu olur.
13“O’na yüreğini adar,
Ellerini açarsan,
14İşlediğin günahı kendinden uzaklaştırır,
Çadırında haksızlığa yer vermezsen,
15Mahcub olmadan başını kaldırır,
Sağlam ve korkusuz olabilirsin.
16Meşakkatini unutur,
Akıp gitmiş sular gibi anarsın onları.
17Ömrün öğlen güneşinden ziyade parlak olur,
Karanlık sabaha döner.
18Emin olursun, çünkü ümidin olur,
Çevrene bakıp emniyet üzre yatarsın.
19Uzanırsın, korkutan olmaz,
Birçokları senden lütuf diler.
20Ama kötülerin gözlerinin feri sönecek,
Kaçacak yer bulamayacaklar,
Tek umutları son soluklarını vermek olacak.”
1Eyüp şöyle cevapladı:
2“Kendinizi bir şey sandığınız belli,
Ama hikmet de sizinle birlikte ölecek!
3Sizin kadar benim de aklım var,
Sizden aşağı kalmam.
Kim bilmez bunları?
4“Maskara oldum dostlarıma,
Ben ki, Tanrı’ya yakarırdım, cevaplardı beni.
Doğru ve kusursuz adam maskara oldu.
5Kaygısızlar felaketi küçümser,
Ayağı kayanı umursamaz.
6Haramilerin çadırları asayiştedir,
Tanrı’yı gazaba getirenler emniyette,
Tanrı’ya değil, kendi bileklerine güveniyorlar.
7“Ama şimdi sor hayvanlara, sana öğretsinler,
Gökte uçan kuşlara sor, sana anlatsınlar,
8Toprağa söyle, sana öğretsin,
Denizdeki balıklara sor, sana hikaye etsinler.
9Hangisi bilmez
Bunu RAB’bin yaptığını?
10Her yaratığın canı,
Bütün insanlığın soluğu O’nun elindedir.
11Damağın yemeği tattığı gibi
Kulak da sözleri denemez mi?
12Hikmet ihtiyarlarda,
Kavrayış uzun hayatdadır.
13“Hikmet ve Kuvvet Tanrı’ya hastır,
O’ndadır tedbir ve kavrayış.
14O’nun yıktığı onarılamaz,
O’nun hapsettiği kişi özgür olamaz.
15Suları tutarsa, kuraklık olur,
Salıverirse dünyayı sel götürür.
16Kuvvet ve zafer O’na aittir,
Aldanan da aldatan da O’nundur.
17Danışmanları çaresiz kılar,
Hakimleri çıldırtır.
18Meliklerin bağladığı bağı çözer,
Bellerine kuşak bağlar.
19 Kâhinleri çaresiz kılar,
Koltuklarında yıllananları devirir.
20Güvenilir danışmanları susturur,
İhtiyarların kavrayşını alır.
21 Rezalet saçar eşraf üzerine,
Yiğitlerin kuşağını gevşetir.
22Karanlıkların derin esrarını açar,
Ölüm gölgesini aydınlığa çıkarır.
23Milletleri büyütür, milletleri yok eder,
Milletleri genişletir, milletleri sürgün eder.
24Dünya reislerinin aklını alır,
Yolu izi belirsiz bir çölde dolaştırır onları.
25Karanlıkta el yordamıyla yürür, nur görmezler;
Sarhoş gibi dolaştırır onları.
1“İşte, gözlerim her şeyi gördü,
Kulağım duydu, anladı.
2Sizin bildiğinizi ben de biliyorum,
Sizden aşağı kalmam.
3Ama ben Kadirimutlak’la konuşmak,
Davamı Tanrı’yla tartışmak istiyorum.
4Sizlerse yalan düzüyorsunuz,
Hepiniz boş hekimlersiniz.
5Keşke büsbütün sussanız!
Sizin için hikmet olurdu bu.
6Şimdi davamı dinleyin,
Yakınmama kulak verin.
7Tanrı adına haksızlık mı edeceksiniz?
O’nun adına yalan mı söyleyeceksiniz?
8O’nun tarafını mı tutacaksınız?
Tanrı’nın davasını mı savunacaksınız?
9Sizi imtihan etse, iyi mi olur?
İnsanları aldattığınız gibi O’nu da mı aldatacaksınız?
10Gizlice O’nun tarafını tutarsanız,
Kuşkusuz sizi azarlar.
11O’nun celali sizi yıldırmaz mı?
Dehşeti üzerinize düşmez mi?
12Zikrettikleriniz kül kadar değersizdir,
Kaleleriniz çamurdan farksız.
13“Susun, bırakın ben konuşayım,
Başıma ne gelirse gelsin.
14Hayatım tehlikeye girecekse girsin,
Canım zora düşecekse düşsün.
15Beni öldürecek, umudum kalmadı,
Hiç olmazsa yolumu huzurunda tasdik edeyim.
16Aslında bu kurtuluşum olacak,
Çünkü münafık huzuruna çıkamaz.
17Sözlerimi iyi dinleyin,
Kulaklarınızdan çıkmasın ifadelerim.
18İşte davamı hazırladım,
Haklı çıkacağımı biliyorum.
19Kim suçlayacak beni?
Biri varsa susar, son soluğumu veririm.
20“Yalnız şu iki şeyi lütfet, Tanrım,
O zaman huzurunda gizlemeyeceğim:
21Elini üstümden çek
Ve dehşetinle beni yıldırma.
22Sonra beni çağır, cevaplayayım,
Ya da bırak ben konuşayım, sen cevapla.
23Suçlarım, günahlarım ne kadar?
Suçumu, günahımı bildir.
24Niçin yüzünü gizliyorsun,
Beni düşman add ediyorsun?
25Rüzgarın götürdüğü yaprağa dönmüşüm,
Beni mi korkutacaksın?
Kuru samanı mı kovalayacaksın?
26Çünkü aleyhimde acı şeyler yazıyor,
Gençliğimin kabahatlerini bana miras veriyorsun.
27Ayaklarımı tomruğa vuruyor,
Yollarımı gözetliyor,
İzimi sürüyorsun.
28“Oysa insan telef olmuş, çürük bir şey,
Güve yemiş giysi gibidir.
1“İnsanı kadın doğurur,
Günleri sayılı ve sıkıntı doludur.
2Çiçek gibi açıp solar,
Gölge gibi gelip geçer.
3Gözlerini böyle birine mi dikiyorsun,
Hükmetmek için önüne çağırıyorsun?
4Kim temizi kirliden çıkarabilir?
Hiç kimse!
5Madem günleri belirlenmiş,
Aylarının adedi saptanmış,
Sınır koymuşsun, öteye geçemez;
6Gözünü ondan ayır da,
Gününü tekmil eden gündelikçi gibi rahat etsin.
7“Oysa bir ağaç için umut vardır,
Kesilse, yeniden sürgün verir,
Eksilmez filizleri.
8Kökü yerde kocasa,
Kütüğü toprakta ölse bile,
9Su kokusu alır almaz filizlenir,
Bir fidan gibi dal budak salar.
10İnsan ise ölüp fena bulur,
Son soluğunu verir ve her şey biter.
11Suyu akıp giden göl
Ya da kuruyan ırmak nasıl çöle dönerse,
12İnsan da öyle, yatar, bir daha kalkmaz,
Gökler yok oluncaya dek uyanmaz,
Uyandırılmaz.
13“Keşke beni ölüler diyarına gizlesen,
Gazabın geçinceye dek saklasan,
Bana bir müddet versen de, sonra anımsasan.
14İnsan ölür de dirilir mi?
Başka biri nöbetimi devralıncaya dek
Savaş boyunca umutla beklerdim.
15Sen çağırırdın, ben cevaplardım,
Ellerinin işini özlerdin.
16O zaman adımlarımı sayar,
Günahımın hesabını tutmazdın.
17İsyanımı torbada mühürler,
Kabahatimi örterdin.
18“Ama dağın mahvolduğu,
Kayanın yerinden taşındığı,
19Suyun taşı aşındırdığı,
Selin toprağı sürükleyip götürdüğü gibi,
İnsanın umudunu mahvediyorsun.
20Ona hep galip olursun, geçip gider,
Çehresini değiştirir, tard edersin.
21Oğulları şeref bulur, kendisi bilmez,
Hakîr olurlar, anlamaz.
22Ancak öz eti acısını duyar,
Yalnız kendi canına yas tutar.”
1Temanlı Elifaz şöyle cevapladı:
2“Hakîm adam boş sözlerle cevaplar mı,
Karnını doğu rüzgarıyla doldurur mu?
3Faydasız sözlerle tartışır,
Neticesiz nutuklar verir mi?
4Tanrı korkusunu bile ortadan kaldırıyor,
Huzurunda düşünmeyi engelliyorsun.
5Çünkü suçun ağzını kışkırtıyor,
Hilekârların diliyle konuşuyorsun.
6Kendi ağzın seni suçluyor, ben değil,
Dudakların aleyhine şehadet ediyor.
7“İlk doğan insan sen misin?
Yoksa dağlardan önce mi var oldun?
8Tanrı’nın sırrını mı dinledin de,
Hikmeti kendine mahsus kılıyorsun?
9Senin bildiğin ne ki, biz bilmeyelim?
Senin anladığın ne ki, bizde olmasın?
10Bizde ak saçlı da yaşlı da var,
Babandan bile yaşlı.
11Az mı geliyor Tanrı’nın tesellisi sana,
Söylediği yumuşak sözler?
12Niçin kalbin seni sürüklüyor,
Gözlerin parıldıyor,
13Tanrı’ya öfkeni gösteriyorsun,
Ağzından böyle sözler dökülüyor?
14“İnsan gerçekten temiz olabilir mi?
Kadından doğan biri doğru olabilir mi?
15Tanrı meleklerine güvenmiyorsa,
Gökler bile O’nun nazarında pak değilse,
16Haksızlığı su gibi içen
Mekruh, fasid insana mı güvenecek?
17“Dinle beni, sana açıklayayım,
Gördüğümü anlatayım,
18Hükemanın atalarından öğrenip beyan ettiği,
Gizlemediği gerçekleri;
19O atalar ki, zemin yalnız onlara verilmişti,
Aralarına henüz yabancı girmemişti.
20Şerir hayatı boyunca kıvranır,
Zalime ayrılan yıllar sayılıdır.
21Dehşet sedası kulağından eksilmez,
Esenlikteyken soyguncunun saldırısına uğrar.
22Karanlıktan kurtulabileceğine inanmaz,
Kılıç onu gözler.
23‘Nerede?’ diyerek ekmek ardınca dolaşır,
Karanlık günün yanıbaşında olduğunu bilir.
24Meşakkat ve darlık onu yıldırır,
Cenge hazır bir melik gibi ona cebreder.
25Çünkü Tanrı’ya el kaldırmış,
Kadirimutla’a tekebbür etmiş,
26Kalın, yumrulu kalkanıyla
O’na mağrurane hücum etmiş.
27“Yüzü semirdiği,
Göbeği yağ bağladığı halde,
28Yıkılmış kentlerde,
Yoz tutmuş oturulmaz evlerde oturacak,
29Zengin olmayacak, serveti tükenecek,
Malları zemine yayılmayacaktır.
30Karanlıktan kaçamayacak,
Filizlerini alev kurutacak,
Tanrı’nın ağzından çıkan solukla zail olacaktır.
31Batıla itimad ederek aldanmasın,
Zira ödülü de batıllık olacaktır.
32Gününden önce işi kesilecek,
Dalı tazelenmeyecektir.
33Asma gibi koruğunu dökecek,
Zeytin ağacı gibi çiçeğini dağıtacaktır.
34Zira tanrısızlar sürüsü kısır olur,
Rüşvetçi çadırlarını ateş yakıp yok eder.
35 Fesada gebe kalıp fısk doğururlar,
İçleri yalan doludur.”
1Eyüp şöyle cevapladı:
2“Buna benzer çok şey duydum,
Oysa siz avutmuyor, sıkıntı veriyorsunuz.
3hevai sözleriniz nihayeti yok mu?
Nedir derdiniz, boyuna karşılık veriyorsunuz?
4Yerimde siz olsaydınız,
Ben de sizin gibi konuşabilirdim;
Aleyhinize sözler dizer,
Başımı üzerinize sallayabilirdim.
5Ağzımdan çıkan sözlerle kuvvetlendirir,
Dudaklarımın kıpırtısıyla yatıştırırdım.
6“Konuşsam bile acım dinmez,
Sussam ne değişir?
7Ey Tanrı, beni tükettin,
Bütün hanemi dağıttın.
8Beni sıkıp buruşturdun, aleyhime şahit oldu bu;
Zayıflığım kalkmış şahitlik ediyor bana karşı.
9Tanrı gazapla saldırıp parçalıyor beni,
Dişlerini üzerime gıcırdatıyor,
Düşmanım azgın gözlerini üzerime dikiyor.
10İnsanlar bana dudak büküyor,
Hakaretle tokat atıyor,
Birleşiyorlar bana karşı.
11Tanrı fasıklara teslim ediyor beni,
Kötülerin kucağına atıyor.
12Ben rahattım, ama Tanrı paraladı beni,
Boynumdan tutup yere çaldı.
Hedef etti kendine.
13Okçuları beni kuşatıyor,
Acımadan böbreklerimi deşiyor,
Ödümü yerlere döküyor.
14Bedenimde gedik üstüne gedik açıyor,
Cabbar gibi hücum ediyor.
15“Giymek için çul diktim,
Boynuzumu toprakla bulaşdırdım (Gururumu ayak altına aldım.)
16Ağlamaktan yüzüm kızardı,
Gözlerimin altı morardı.
17Yine de ellerim zulümden uzak,
Duam halistir.
18“Ey toprak, kanımı örtme,
Feryadım asla dinmesin.
19Daha şimdiden şahidim göklerde,
Beni savunan yücelerdedir.
20Dostlarım benimle eğleniyor,
Gözlerim Tanrı’ya yaş döküyor;
21Tanrı kendisiyle insan arasında
İnsanoğluyla komşusu arasında hak arasın diye.
22“Çünkü birkaç yıl sonra,
Dönüşü olmayan yolculuğa çıkacağım.
1“Nefesim kesildi, günlerim mahvoldu,
Mezar gözlüyor beni.
2Çevremi alaycılar kuşatmış,
Gözüm çekişmeleriyle geceyi geçiriyor.
3“Ey Tanrı, kefilim ol kendine karşı,
Başka kim var elimden tutacak?
4Zira kalplerini kavrayışa kapadın,
Bu yüzden onları zafere kavuşturmayacaksın.
5Para için dostlarını satan adamın
Evladının gözünün feri söner.
6“Tanrı beni halka mesel etti,
Yüzüme tükürmekteler.
7Kederden gözüm karardı,
Kollarım bacaklarım çırpı gibi.
8Dürüst insanlar buna şaşıyor,
Günahsız tanrısızlara saldırıyor.
9Doğrular kendi yolunu tutuyor,
Elleri temiz olanlar gittikçe güçleniyor.
10“Ama siz, hepiniz gelin yine deneyin!
Aranızda akil kimse bulamayacağım.
11Günlerim geçti, niyetlerim,
Tasavvurlarım suya düştü.
12Bu insanlar geceyi gündüze çeviriyorlar,
Karanlığa ‘Nur yakındır’ diyorlar.
13Ölüler diyarını evim diye gözlüyorsam,
Döşeğimi karanlığa seriyorsam,
14Kabire ‘Babam’,
Kurda ‘Validem, kızkardeşim’ diyorsam,
15Umudum nerede?
Kim benim için umut görebilir?
16Umut benimle ölüler diyarına mı inecek?
Toprağa birlikte mi gireceğiz?”
1Şuahlı Bildat şöyle cevapladı:
2“Ne zaman bitecek bu sözler?
Biraz anlayışlı olun da konuşalım.
3Niçin hayvan makamına konuyoruz,
Nazarınızda aptal addolunuyoruz?
4Ey gazabında kendini paralayan,
Uğruna dünyadan vaz mı geçilecek?
Kayalar yerini mi değiştirecek?
5“Evet, kötünün ışığı sönecek,
Ateşinin alevi parlamayacak.
6Çadırındaki ışığı kararacak,
Üzerindeki kandil sönecek.
7Kuvvetli adımları kısalacak,
Kurduğu tedbire kendi düşecek.
8Ayakları onu ağa götürecek,
Kendi ayağıyla tuzağa basacak.
9Topuğu kapana girecek,
Kemend onu zapt edecek.
10Toprağa gizlenmiş bir ilmek,
Yoluna koyulmuş bir kapan bekliyor onu.
11Dehşet saracak onu her yandan,
Her adımında onu kovalayacak.
12Kuvvetini kıtlık kemirecek,
Tökezleyince, helak yanında bitiverecek.
13Derisini hastalık yiyecek,
Kollarıyla bacaklarını ölüm yutacak.
14Güvenli çadırından atılacak,
Dehşet melikinin önüne sürüklenecek.
15Çadırında ateş oturacak,
Meskeni üzerine kükürt saçılacak.
16Kökleri dipten kuruyacak,
Dalları üstten solacak.
17Zeminde zikri yok olacak,
Namı dünyadan silinecek.
18Işıktan karanlığa sürülecek,
Dünyadan kovulacak.
19Ne çocuğu ne torunu kalacak halkı arasında,
Meskeninde kimsesi baki kalmayacak.
20Batıdakiler onun yıkımına şaşacak,
Doğudakiler dehşetle bakacak.
21Evet, fasıkın meskeni böyle son bulur,
Tanrı’yı tanımayanların mekanı budur.”
1Eyüp şöyle cevapladı:
2“Ne zamana dek canıma elem verecek,
Sözlerinizle ezeceksiniz?
3On kez oldu beni aşağılıyor,
Hicab etmeden saldırıyorsunuz.
4Yanlış yola sapmışsam,
Bu benim suçum.
5Kendinizi gerçekten benden üstün görüyor, (üzerime tekebbür ediyor)
Ayıbımı bana karşı kullanıyorsanız,
6Bilin ki, Tanrı bana haksızlık yaptı,
Beni ağıyla kuşattı.
7“İşte, ‘Zulüm bu!’ diye haykırıyorum, ama cevap yok,
İmdad eyliyorum, ama adalet yok.
8Yoluma set çekti, geçemiyorum,
Yollarımı karanlığa boğdu.
9Üzerimden izzetimi soydu,
Başımdaki tacı kaldırdı.
10Her yandan yıktı beni, tükendim,
Umudumu bir ağaç gibi kökünden söktü.
11Gazabı aleyhime alev alev yanıyor,
Beni hasım sayıyor.
12Orduları üstüme üstüme geliyor,
Bana karşı rampalar yapıyor,
Çadırımın etrafında ordugah kuruyorlar.
13“Kardeşlerimi benden uzaklaştırdı,
Tanıdıklarım bana büsbütün yabancılaştı.
14Akrabalarım uğramaz oldu,
Mahremlerim beni unuttu.
15Evimdeki konuklarla hizmetçiler
Beni yabancı sayıyor,
Garip oldum gözlerinde.
16Kölemi çağırıyorum, cevaplamıyor,
Dil döksem bile.
17Soluğum karımı tiksindiriyor,
Kardeşlerim benden iğreniyor.
18Çocuklar bile beni küçümsüyor,
Ayağa kalksam benimle eğleniyorlar.
19Bütün sırdaşlarım benden iğreniyor,
Sevdiklerim yüz çeviriyor.
20Bir deri bir kemiğe döndüm,
Ölümün eşiğine geldim.
21“Ey dostlarım, merhamet edin bana, merhamet edin,
Çünkü Tanrı’nın eli vurdu bana.
22Neden Tanrı gibi siz de beni kovalıyor,
Etime doymuyorsunuz?
23“Keşke şimdi sözlerim yazılsa,
Kitaba nakşolunsa,
24Demir kalemle, kurşunla
Ebediyen kalsın diye kayaya kazılsaydı!
25Oysa ben velimin yaşadığını,
Nihayet arza geleceğini biliyorum.
26Derim yok olduktan sonra,
Yeni bedenimle Tanrı’yı göreceğim.
27O’nu kendim göreceğim,
Kendi gözlerimle, başkası değil.
Yüreğim bayılıyor bağrımda!
28‘Sıkıntının kökü onda olduğu için
Onu kovalım’ diyorsanız,
29Kılıçtan korkmalısınız,
Çünkü kılıç cezası gazaplı olur,
O zaman adaletin var olduğunu göreceksiniz.”
1Naamalı Sofar şöyle cevapladı:
2“Efkarım beni cevaba teşvik ediyor,
Bu yüzden çok heyecanlıyım.
3Beni utandıran bir azar işitiyorum,
Anlayışım cevaba mecbur ediyor.
4“Bilmiyor musun kadîmden,
İnsan dünyaya geldiğinden beri,
5Kötünün zafer sedası kısadır,
Tanrısızın sevinciyse bir anlıktır.
6Boyu göklere erişse,
Başı bulutlara değse bile,
7İlelebed zail olacak kendi necaseti gibi;
Onu görmüş olanlar, ‘Nerede o?’ diyecekler.
8Düş gibi uçacak, bulunamayacak,
Gece görümü gibi yok olacak.
9Kendisini görmüş olan gözler bir daha onu görmeyecek,
Yaşadığı yerde artık görünmeyecektir.
10Evladı fukaranın rızasını dileyecek,
Malını kendi eliyle geri verecektir.
11Kemiklerini dolduran gençlik ateşi
Kendisiyle beraber toprakta yatacak.
12“Fısk ağzında tatlı gözükse,
Dilinin altına gizlese bile,
13Tutsa, bırakmasa,
Damağında saklasa bile,
14Yiyeceği midesinde ekşiyecek,
İçinde kobra zehirine dönüşecek.
15Yuttuğu servetleri kusacak,
Tanrı onları midesinden çıkaracak.
16Kobra zehiri emecek,
Engereğin dili onu öldürecek.
17Akarsuların, bal ve ayran akan derelerin
Sefasını süremeyecek.
18Zahmetle kazandığını
Yemeden geri verecek,
Elde ettiği kazancın tadını çıkaramayacak.
19Çünkü fukarayı ezip yüzüstü bıraktı,
İnşa etmediği haneyi zorla aldı.
20“Hırsı yüzünden rahat nedir bilmedi,
Serveti onu kurtaramayacak.
21Yediğinden artakalan olmadı,
Bu yüzden bolluğunun bekası olmayacak.
22Varlık içinde yokluk çekecek,
Eziyet tepesine binecek.
23Karnını tıka basa doyurduğunda,
Tanrı kızgın öfkesini ondan çıkaracak,
Üzerine gazap yağdıracak.
24Demir silahtan kaçacak olsa,
Tunç ok onu delip geçecek.
25Çekilince ok sırtından,
Parıldayan ucu ödünden çıkacak,
Dehşet çökecek üzerine.
26Koyu karanlık onun hazinelerini gözlüyor.
Üflenmemiş ateş onu yiyip bitirecek,
Çadırında artakalanı tüketecek.
27Günahını gökler açığa çıkaracak,
Arz ona karşı ayaklanacak.
28Varlığını seller,
Azgın sular götürecek Tanrı’nın öfkelendiği gün.
29Budur kötünün Tanrı’dan nasip,
Budur Tanrı’nın ona tekdir ettiği miras.”
1Eyüp şöyle cevapladı:
2“Sözümü dikkatle dinleyin,
Verdiğiniz teselli bu olsun.
3Bırakın ben de konuşayım,
Ben konuştuktan sonra alay edin.
4“Yakınmam insana mı karşı?
Niçin sabırsızlanmayayım?
5Bana bakın da şaşın,
Elinizi ağzınıza koyun.
6Tezekkür ettikçe içimi korku sarıyor,
Bedenimi titreme tutuyor.
7Kötüler niçin yaşıyor,
Yaşlandıkça güçleri artıyor?
8Çocukları sapasağlam huzurlarında,
Soyları gözlerinin önünde.
9Evleri emniyette, korkudan uzak,
Tanrı’nın sopası onlara dokunmuyor.
10Boğalarının çiftleşmesi hiç boşa çıkmaz,
İnekleri hep doğurur, düşük yapmaz.
11Yavrularını sürü gibi salıverirler,
Yavruları raks eder.
12Tef ve lir eşliğinde şarkı söyler,
Kaval sesiyle sevinirler.
13Ömürlerini hoş halde geçirir,
Esenlikle ölüler diyarına inerler.
14Tanrı’ya, ‘Bizden uzak dur!’ derler,
‘Yolunu bilmek istemiyoruz.
15Kadirimutlak kim ki, O’na kulluk edelim?
Ne kazancımız olur O’na dua etsek?’
16Ama servetleri kendi ellerinde değil.
Kötülerin tedbiri benden uzak olsun.
17“Kaç kez kötülerin kandili söndü,
Başlarına felaket geldi,
Tanrı öfkelendiğinde paylarına düşen kederi verdi?
18Kaç kez rüzgarın sürüklediği saman gibi,
Kasırganın uçurduğu saman ufağı gibi oldular?
19‘Tanrı babaların cezasını evladına çektirir’ diyorsunuz,
Kendilerine çektirsin de bilsinler nasıl olduğunu.
20Helaki kendi gözleriyle görsünler,
Kadirimutlak’ın gazabını içsinler.
21Çünkü sayılı ayları sona erince
Geride bıraktıkları aileleri için niye kaygı çeksinler?
22“Âlî olanları bile hükmeden Tanrı’ya
Kim akıl öğretebilir?
23Biri kemalindeyken ölür,
Büsbütün rahat ve kaygısız.
24Bedeni iyi beslenmiş,
İlikleri dolu.
25Ötekiyse acı içinde ölür,
Hayrı hiç tatmamıştır.
26Toprakta birlikte yatarlar,
Üzerlerini kurt kaplar.
27“Bakın, düşüncelerinizi,
Aleyhimde kurduğunuz düzenleri biliyorum.
28‘Emîrin hanesi nerede?’ diyorsunuz,
‘Kötülerin çadırları nerede?’
29Yolculara hiç sormadınız mı?
Anlattıklarına kulak asmadınız mı?
30Helak günü fasık esirgenir,
Gazap günü ona kurtuluş yolu gösterilir.
31Kim tuttuğu yolu yüzüne vurur?
Kim yaptığının cezasını ona ödetir?
32Kabre taşınır,
Başında nöbet tutulur.
33Vadi toprağı tatlı gelir ona,
Herkes ardınca gider,
Önünce gidenlerse sayısızdır.
34“Boş laflarla beni nasıl avutursunuz?
Cevaplarınız ancak hıyanettir.”
1Temanlı Elifaz şöyle cevapladı:
2 “İnsan Tanrı’ya faydalı olabilir mi?
Akilin bile O’na faydası dokunabilir mi?
3Doğruluğun Kadirimutlak’a ne zevk verebilir,
Kusursuz hayatın O’na ne menfaat sağlayabilir?
4Seni azarlaması, dava etmesi
O’ndan korktuğun için mi?
5Kötülüğün büyük,
İsyanın nihayetsiz değil mi?
6Çünkü kardeşlerinden nedensiz rehin alıyor,
Onları soyuyordun.
7Yorguna su içirmedin,
Açtan ekmeği esirgedin;
8Zemine bileğinle sahip oldun,
Hatırın sayılır olarak orada yaşadın.
9Dul kadınları eli boş çevirdin,
Öksüzlerin kolunu kanadını kırdın.
10Bu yüzden her yanın tuzaklarla çevrili,
Ansızın gelen korkuyla yılıyorsun,
11Her şey kararıyor, göremez oluyorsun,
Seller altına alıyor seni.
12“Tanrı göklerin fevkinde değil mi?
Yıldızlara bak, ne kadar yüksekteler!
13Sen ise, ‘Tanrı ne bilir?’ diyorsun,
‘Zifiri karanlıkta hükmedebilir mi?
14Koyu bulutlar O’na perdedir, göremez,
Gökkubbenin üzerinde dolaşır.’
15Kötülerin yürüdüğü
Köhne yolu mu tutacaksın?
16Onlar ki, vakitsiz alındılar,
Temellerini sel bastı.
17Tanrı’ya, ‘Bizden uzak dur!’ dediler,
‘Kadirimutlak bize ne yapabilir?’
18Ama onların evlerini nimetle dolduran O’ydu.
Kötülerin öğüdü benden uzak olsun.
19“Salihler yıkımını görüp sevinir,
Suçsuzlar şöyle eğlenir:
20‘Düşmanlarımız helak oldu.
Malları ateşle telef edildi’
21“Tanrı’yla dost ol, barış ki,
Bolluğa eresin.
22Ağzından çıkan öğretiyi benimse,
Sözlerini yüreğine hıfz eyle.
23Kadirimutlak’a rücu edersen mamur olacaksın.
Haksızlığı çadırından uzak tutar,
24Altınını yere,
Ofir altınını çakılların arasına atarsan,
25Kadirimutlak senin altının,
Değerli gümüşün olur.
26O zaman Kadirimutlak’tan zevk alır,
Yüzünü Tanrı’ya doğru kaldırırsın.
27O’na niyaz edersin, dinler seni,
Adaklarını ifa edersin.
28Neye niyet edersen yapılır,
Yollarını nur aydınlatır.
29İnsanlar seni alçaltınca, güvenini yitirme,
Tanrı alçakgönüllüleri kurtarır.
30O günahsız olmayanı bile kurtarır,
Senin ellerinin temizliğiyle necat bulur suçlu.”
1Eyüp şöyle cevapladı:
2“Bugün de acı acı yakınacağım,
Tanrı’nın üzerimdeki eli figanımdan ağırdır.
3Keşke O’nu nerede bulacağımı bilseydim,
Kürsüsüne varabilseydim!
4Davamı huzurunda dile getirir,
Ağzımı burhanlarla doldururdum.
5Bana vereceği cevabı öğrenir,
Ne diyeceğini anlardım.
6Eşsiz kuvvetiyle bana karşı mı çıkardı?
Hayır, yalnızca dinlerdi beni.
7Haklı kişi davasını oraya, O’nun önüne getirebilirdi,
Ben de mahkumluktan ilelebed kurtulurdum.
8“Doğuya gitsem orada değil,
Batıya gitsem O’nu sezemiyorum.
9Kuzeyde iş görse O’nu seçemiyorum,
Güneye dönse O’nu göremiyorum.
10Ama O mesleğimi biliyor,
Beni sınadığında altın gibi çıkacağım.
11Adımlarını yakından izledim,
Sapmadan yolunu tuttum.
12Dudaklarının emrinden ayrılmadım,
Sözlerini nafakamdan ziyade hıfz ettim.
13“O tek başınadır, kim O’nu caydırabilir?
Canı ne isterse onu yapar.
14Hakkımdaki takdirini icra eder,
Daha nice tasarısı vardır.
15Bu yüzden dehşete düşerim huzurunda,
Tefekkür ettikçe korkarım O’ndan.
16Tanrı cesaretimi kırdı, yüreğimi eritti
Kadirimutlak beni yıldırdı.
17Karanlık beni susturamadı,
Yüzümü örten koyu karanlık.
1“Niçin Kadirimutlak hüküm için vakit saptamıyor?
Neden O’nu tanıyanlar bu günleri görmesin?
2İnsanlar sınır taşlarını kaldırıyor,
Çaldıkları sürüleri otlatıyorlar.
3Öksüzlerin eşeğini kovuyor,
Dul kadının öküzünü rehin alıyorlar.
4Fukarayı yoldan saptırıyor,
Diyarın biçarelerini gizlenmeye zorluyorlar.
5Bakın, yoksullar çöldeki yaban eşekleri gibi
Rızık bulmak için erkenden işe çıkıyorlar,
Evlatlarına yiyeceği kırlar sağlıyor.
6Yemlerini tarlalardan topluyor,
Kötülerin bağındaki artıkları eşeliyorlar.
7Geceyi giysisiz, üryan geçiriyorlar,
Örtünecek şeyleri yok soğukta.
8Dağlara yağan sağanaktan ıslanıyor,
Sığınakları olmadığı için kayalara sarılıyorlar.
9Öksüz memeden uzaklaştırılıyor,
Biçarenin bebeği rehin alınıyor.
10Giysisiz, çıplak dolaşıyor,
Aç karnına demet taşıyorlar.
11Teraslar arasında zeytin eziyor,
Susuzluktan kavrulurken
Şarap için üzüm sıkıyorlar.
12Kentlerden insan iniltileri yükseliyor,
Yaralı canlar feryat ediyor,
Ama Tanrı fesadı önemsemiyor.
13“Bunlar nura başkaldıranlardır;
Onun yolunu tanımaz,
İzinde yürümezler.
14Seher vakti katil kalkar,
Düşkünü, yoksulu katleder,
Hırsız gibi sıvışır geceleyin.
15Zinacının gözü alaca karanlıktadır,
‘Beni kimse görmez’ diye düşünür,
Yüzünü örtüyle gizler.
16Hırsızlar karanlıkta evleri deler,
Gündüz gizlenir, nur nedir bilmezler.
17Zira zifiri karanlık, sabahıdır onların,
Karanlığın dehşetiyle dostturlar.
18“Diyorsunuz ki, ‘Su üstündeki köpüktür onlar,
Lanetlidir zemindeki payları,
Kimse bağlara gitmez.
19Kuraklık ve sıcağın eriyen karı kaptığı gibi
Ölüler diyarı da günahlıları kapar.
20Rahim onları unutacak,
Kurtlara yem olacak,
Bir daha anılmayacaklar.
Haksızlık bir ağaç gibi kırılacak.
21Doğurmayan kısır kadınları yolar,
Dul kadına iyilik etmezler.
22Tanrı, kuvvetiyle zalimleri kırar,
Kalktığında zalimlerin hayata umudu kalmaz.
23Tanrı onlara emniyet ihsan eder, O’na tevekkül ederler,
Ama gözü yürüdükleri yoldadır.
24Az vakit yükselir, sonra yok olurlar,
Düşerler, tıpkı ötekiler gibi alınıp götürülür,
Başak başı gibi kesilirler.’
25“Böyle değilse, kim beni yalancı çıkarabilir,
Kelamımın beyhude olduğunu gösterebilir?”
1Şuahlı Bildat şöyle cevapladı:
2“Saltanat ve heybet Tanrı’ya mahsustur,
Yüce göklerde düzen kuran O’dur.
3Orduları sayılabilir mi?
Nuru kimin üzerine doğmaz?
4İnsan Tanrı’nın indinde nasıl doğru olabilir?
Kadından doğan biri nasıl temiz olabilir?
5O’nun gözünde ay parlak,
Yıldızlar temiz değilse,
6Nerede kaldı bir kurtçuk olan insan,
Bir böcek olan insanoğlu!”
1Eyüp şöyle cevapladı:
2“Takatsize nasıl yardım ettin!
Güçsüz pazuyu nasıl kurtardın!
3Hikmetten mahruma ne nasihatler verdin!
Bir çok irfanı pek güzel öğrettin!
4Bu kelamı kime söyledin?
Senden çıkan nefes kimin?
5“Suların ve sularda yaşayanların altında
Ölüler titriyor.
6Tanrı’nın huzurunda ölüler diyarı çıplaktır,
Yıkım diyarı örtüsüz.
7O boşluğun üzerine şimali yayar,
Hiçliğin üzerine dünysyı asar.
8Kara bulutlarına suları sarar,
Bulutlar yırtılmaz onların ağırlığı altında.
9Dolunayın yüzünü örter,
Üstüne bulutlarını serper.
10Suların yüzeyine sınır çizer
Işıkla karanlığın ayrıldığı yerde.
11Göklerin direkleri sarsılır,
Şaşkına dönerler O azarlayınca.
12Kuvvetiyle denizi çalkalar,
Ustaca Rahav’ı vurur.
13Gökler O’nun ruhuyla açılır,
O’nun eli parçalar kaçan yılanı.
14Bunlar yaptıklarının ancak cüzüdür,
O’ndan duyduğumuz hafif bir fısıltıdır.
Gürleyen gücünü kim anlayabilir?”
1Eyüp nutkuna devam etti:
2“Hakkımı iptal eden Tanrı’nın hayatı hakkı için,
Bana acı çektiren Kadirimutlak’ın hakkı için,
3Nefesim bende olduğu sürece,
Tanrı’nın soluğu burnumda olduğu sürece,
4Ağzımdan kötü söz çıkmayacak,
Dilimden yalan dökülmeyecek.
5Haşa ki sizi tasdik etmeyecek,
Son soluğumu verene dek istikametimi söyleyeceğim.
6Salahımı kavî tuttum ve koyvermeyeceğim,
Yaşadığım sürece kalbim beni ayıplamayacak.
7“Düşmanlarım kötüler gibi,
Bana saldıranlar fasık gibi cezalandırılsın.
8Tanrısız insanın umudu nedir
Yok edildiğinde, canını aldığında?
9Başına musibet geldiğinde,
Tanrı feryadını duyar mı?
10Kadirimutlak’tan zevk alır mı?
Her zaman Tanrı’ya yakarır mı?
11“Tanrı’nın gücünü size öğreteceğim,
Kadirimutlak’ın tasarısını gizlemeyeceğim.
12Aslında siz, hepiniz gördünüz bunu,
Ne diye boş boş konuşuyorsunuz?
13“Kötünün Tanrı’dan alacağı hisse,
Zalimin Kadirimutlak’tan alacağı miras şudur:
14Evladı ne kadar çok olursa olsun, kılıçla öldürülecek,
Soyu yeterince ekmek bulamayacaktır.
15Sağ kalanları hastalık defnedecek,
Dul karıları ağlamayacaktır.
16Kötü insan kum gibi gümüş yığsa,
Yığınla giysi biriktirse,
17Onun biriktirdiğini salih giyecek,
Gümüşü suçsuz paylaşacak.
18Evini güve kozası gibi inşa eder,
Bekçinin kurduğu çardak gibi.
19Zengin yatar, ama bu öyle sürmez,
Gözlerini açar ve hepsi silinmiştir.
20Dehşet onu sel gibi basar,
Kasırga geceleyin kapar götürür.
21Doğu rüzgarı onu sürer,
Yerinden silip süpürür.
22Acımasızca üzerine eser,
Elinden kaçmaya çalışırken.
23Onunla alay ederek el çırpar,
Yerinden ıslık çalar.”
1Gümüş maden ocağından elde edilir,
Altını arıtmak için de bir yer vardır.
2Demir topraktan çıkarılır,
Bakırsa taştan.
3İnsan karanlığa son verir,
Koyu karanlığın, ölüm gölgesinin taşlarını
Son sınırına kadar araştırır.
4Maden kuyusunu insanların oturduğu yerden uzakta açar,
Ayakların unuttuğu yerlerde,
Herkesten uzak iplere sarılıp sallanır.
5Ekmek topraktan çıkar,
Toprağın altı ise yanmış, altüst olmuştur.
6Kayalarından laciverttaşı çıkar,
Yüzeyi altın tozunu andırır.
7Yırtıcı kuş yolu bilmez,
Doğan’ın gözü onu görmemiştir.
8Vahşiler oraya ayak basmamış,
Arslan oradan geçmemiştir.
9Madenci elini çakmak taşına uzatır,
Dağları dibinden altüst eder.
10Kayaları yarıp tüneller açar,
Gözleri kıymetli ne varsa görür.
11Irmakların cereyanına sedd çeker,
Gizli olanı aydınlığa çıkarır.
12Lakin hikmet nerede bulunur?
Kavrayışın yeri neresi?
13İnsan onun kıymetini bilmez,
Yaşayanlar diyarında ona rastlanmaz.
14Engin, “Bende değil” der,
Deniz, “Yanımda değil.”
15Onun bedeli saf altınla ödenmez,
Değeri gümüşle ölçülmez.
16Ona Ofir altınıyla, değerli oniksle,
Laciverttaşıyla değer biçilmez.
17Ne altın ne billur onunla karşılaştırılabilir,
Saf altın kaplarla mübadele edilmez.
18Yanında mercanla billur zikrolunmaz,
Hikmetin değeri mücevherden üstündür.
19Kûş topazı onunla denk sayılmaz,
Saf altınla ona değer biçilmez.
20Öyleyse hikmet nereden geliyor?
Kavrayışın yeri neresi?
21O bütün canlıların gözünden uzaktır,
Gökte uçan kuşlardan bile saklıdır.
22Helak’le Ölüm:
“Kulaklarımız ancak fısıltısını duydu” der.
23Onun yolunu Tanrı anlar,
Yerini bilen O’dur.
24Çünkü O yeryüzünün uçlarına kadar bakar,
Göğün altındaki her şeyi görür.
25Rüzgara güç verdiği,
Suları ölçtüğü,
26Yağmura kanun koyduğu,
Yıldırıma yol açtığı zaman,
27Hikmeti görüp değerini biçti,
Onu onaylayıp araştırdı.
28 İnsana, “İşte Rab korkusu, hikmet budur” dedi,
“Kötülükten kaçınmak akıllılıktır.”
1Eyüp yine nutkuna devam etti:
2“Keşke geçen aylar geri gelseydi,
Tanrı’nın beni kolladığı,
3Çırağının başımın üstünde parladığı,
Nuruyla karanlıkta gezdiğim günler,
4Keşke kemal günlerim geri gelseydi,
Tanrı’nın çadırımı dostça koruduğu,
5Kadirimutlak’ın henüz benimle olduğu,
Evladımın çevremde bulunduğu,
6Yollarımın sütle yıkandığı,
Yanımdaki kayanın zeytinyağı akıttığı günler!
7“Kent kapısına gidip
Kürsümü meydana koyduğumda,
8Gençler beni görüp gizlenir,
Yaşlılar kalkıp ayakta dururlardı;
9Reisler konuşmaktan çekinir,
Elleriyle ağızlarını kaparlardı;
10Eşrafın sesi kesilir,
Dilleri damaklarına yapışırdı.
11Beni duyan kutlar,
Beni gören överdi;
12Çünkü yardım isteyen yoksulu,
Yardımcısı olmayan öksüzü kurtarırdım.
13Ölmekte olanın hayır duasını alır,
Dul kadının yüreğini mesrur kılardım.
14Hakkaniyeti giysi gibi giyindim,
Adalet kaftanım ve sarığımdı sanki.
15Körlere göz,
Topallara ayaktım.
16Fukaraya babalık eder,
Garibin davasını teftiş ederdim.
17Zalimin çenesini kırar,
Avını dişlerinden kapardım.
18“ ‘Son soluğumu yuvamda vereceğim’ diye düşünüyordum,
‘Günlerim kum taneleri kadar çok.
19Köküm sulara erişecek,
Çiy geceyi dallarımda geçirecek.
20İzzetim tazelenecek,
Elimdeki yay yenilenecek.’
21“İnsanlar beni saygıyla dinler,
Öğüdümü sükutla beklerlerdi.
22Ben konuştuğumda onlar konuşmazdı,
Kelamım üzerlerine damlardı.
23Yağmuru beklercesine beni bekler,
Son yağmurları içercesine sözlerimi içerlerdi.
24Kendilerine güldüğümde inanmazlardı,
Güler yüzlülüğüm onlara cesaret verirdi.
25Onların yolunu seçer, reis makamında otururdum,
Askerlerinin ortasında melik gibi dururdum,
Matemzedeleri taziye eden biri gibiydim.
1“Ama şimdi, yaşı benden küçük olanlar
Benimle alay etmekte,
Oysa babalarını sürümün köpekleriyle
Koymaya tenezzül etmezdim.
2Çünkü dinçliği tükenmişti,
Bileklerinin gücü neyime yarardı?
3Yoksulluktan, açlıktan bitkindiler,
Akşam çölde, ıssız çorak yerlerde kök kemiriyorlardı.
4Çalılıklarda karapazı topluyor,
Redem kökü yiyorlardı.
5Toplumdan kovuluyorlardı,
İnsanlar hırsızmışlar gibi onlara bağırıyordu.
6Korkunç vadilerde, yerdeki deliklerde,
Kaya kovuklarında yaşıyorlardı.
7Çalıların arasında anırır,
Çalı altında birbirlerine sokulurlardı.
8Eblehlerin, namsız adamların çocuklarıydılar,
Zeminden kovulmuşlardı.
9“Şimdiyse destan oldum dillerine,
Ağızlarına doladılar beni.
10Benden tiksiniyor, uzak duruyorlar,
Yüzüme tükürmekten çekinmiyorlar.
11Tanrı ipimi çözüp beni alçalttığı için
Dizginsiz davranmaya başladılar bana.
12Sağımdaki ayak takımı üzerime yürüyor,
Ayaklarımı kaydırıyor,
Bana karşı rampalar kuruyorlar.
13Yolumu kesiyor,
Kimseden yardım görmeden
Beni yok etmeye çalışıyorlar.
14Koca bir gedikten girer gibi ilerliyor,
Yıkıntılar arasından üzerime yuvarlanıyorlar.
15Dehşet çöktü üzerime,
Şerefim rüzgara kapılmış gibi uçtu,
Saadetim bulut gibi geçip gitti.
16“Şimdi tükeniyorum,
Kederli günler beni zapt etti.
17Geceleri kemiklerim sızlıyor,
Beni kemiren acılar hiç durmuyor.
18Tanrı’nın şiddeti
Üzerimdeki giysiye dönüştü,
Gömleğimin yakası gibi beni sıkıyor.
19Beni çamura fırlattı,
Toza, küle döndüm.
20“Sana yakarıyorum, ama cevap vermiyorsun,
Dikildiğimde gözünü bana dikiyorsun.
21Bana merhametsiz davranıyor,
Elinin kudretiyle beni eziyorsun.
22Beni kaldırıp rüzgara bindiriyorsun,
Fırtınanın içinde darma duman ediyorsun.
23Biliyorum, beni ölüme,
Bütün canlıların toplanacağı yere götüreceksin.
24“Kuşkusuz düşenin dostu olmaz,
Felakete uğrayıp yardım istediğinde.
25Hali perişan olan için ağlamaz mıydım?
Fukara için üzülmez miydim?
26Ama ben hayır beklerken şerr geldi,
Nura muntazırken karanlık geldi.
27İçim kaynıyor, rahatım yok,
Önümde acı günler var.
28Yaslı yaslı dolaşıyorum, güneş yok,
Cemaatte kalkıp feryat ediyorum.
29Çakallarla karındaş,
Baykuşlarla arkadaş oldum.
30Derim karardı, soyuluyor,
Kemiklerim hararetten yanıyor.
31Lirimin sesi yas feryadına,
Neyimin sesi ağlayanların sesine döndü.
1“Gözlerimle antlaşma yaptım
Şehvetle bir kıza bakmamak için.
2Çünkü insanın yukarıdan, Tanrı’dan payı nedir,
Yücelerden,Kadirimutlak’tan mirası ne?
3Fasıklar için helak,
Günahkarlar için bela değil mi?
4Yürüdüğüm yolları görmüyor mu,
Attığım her adımı saymıyor mu?
5“Eğer yalan yolunda yürüdümse,
Ayağım hileye seğirttiyse,
6–Tanrı beni doğru teraziyle tartsın,
İstikametimi bilsin,
7Adımım yoldan saptıysa,
Kalbim gözümü izlediyse,
Avuçlarım lekelendiyse,
8Ektiğimi başkaları yesin,
Ekinlerim kökünden sökülsün.
9“Eğer gönlümü bir kadına kaptırdıysam,
Komşumun kapısında pusuya yattıysam,
10Karım başkasının buğdayını öğütsün,
Onunla başkaları yatsın.
11Çünkü bu utanç verici,
Hükmedilmesi gereken bir suç olurdu.
12Yıkım diyarına dek yakan bir ateştir o,
Bütün ürünümü kökünden kavururdu.
13“Benimle ters düştüklerinde
Kölemin ve hizmetçimin hakkını yemişsem,
14Tanrı hükme kıyam ettiğinde ne yaparım?
Hesap sorduğunda ne cevap veririm?
15Beni karında yaratan onu da yaratmadı mı?
Rahimde bize şekil veren O değil mi?
16“Eğer muhtacın dileğini geri çevirdimse,
Dul kadının umudunu kırdımsa,
17Ekmeğimi yalnız yedim,
Öksüzle paylaşmadımsa,
18Gençliğimden beri öksüzü baba gibi büyütmedimse,
Doğduğumdan beri dul kadını himaye etmedimse,
19Giysisi olmadığı için can çekişen birini
Ya da örtüsüz bir yoksulu gördüm de,
20Koyunlarımın yünüyle ısıtmadıysam,
O da içinden beni kutsamadıysa,
21Mahkemede sözümün geçtiğini bilerek
Öksüze el kaldırdımsa,
22Kolum omuzumdan düşsün,
Kol kemiğim kırılsın.
23Çünkü Tanrı’dan gelecek beladan korkarım,
O’nun celalinden ötürü böyle bir şey yapamam.
24“Eğer umudumu altına bağladımsa,
Saf altına, ‘İtimadım sensin’ dedimse,
25Servetim çok,
Varlığımı bileğimle kazandım diye sevindimse,
26Işıldayan güneşe,
Parıldayarak seyreden aya bakıp da,
27İçimden ayartıldımsa,
Elim onlara bir öpücük yolladıysa,
28Bu da hükme müstahak bir suç olurdu,
Çünkü yücelerdeki Tanrı’yı inkar ederdim.
29“Eğer düşmanımın helakine sevindim,
Başına bela geldi diye keyiflendimse,
30–Kimsenin canına beddua ederek
Ağzımın günah işlemesine izin vermedim–
31Evimdeki insanlar, ‘Eyüp’ün verdiği etle
Karnını doyurmayan var mı?’ diye sormadıysa,
32–Garib dışrada gecelemezdi,
Kapım her zaman yolculara açıktı–
33-34Kalabalıktan çok korktuğum,
Boyların aşağılamasından yıldığım,
Susup dışarı çıkmadığım için
Suçumu bağrımda gizleyip
Adem gibi isyanımı örttümse,
35–“Keşke beni dinleyen biri olsa!
İşte müdafaamı imzalıyorum,
Kadirimutlak bana cevap versin!
Hasmımın yazdığı tomar elimde olsa,
36Mutlaka onu omuzumda taşır,
Taç gibi başıma koyardım.
37Attığım her adımı ona bildirir,
Kendisine bir reis gibi yaklaşırdım.–
38“Toprağım bana feryat ediyorsa,
Evlekleri bir ağızdan ağlıyorsa,
39Ürününü bedelsiz yedimse
Ya da üzerinde oturanların kalbini kırdımsa,
40Orada buğday yerine diken,
Arpa yerine delice bitsin.”




Yorum bırakın