Kara kalpaklı salkımlar büyütüyor
Mermer sütunlara düşen huzme
Bir miğfer yalnız
Bir miğfer kör
Bir miğferde kırık kemikleriyle
Enrico Dandalo!
Neden miğferler yere düşüyor
Bir karalığa dokunulduğunda
Neden üşüşüyor akçıl kuşlar
Kurtuba’da bir cami minaresine
Florinda la Cava‘nın beybabası
Kimlerle görüşüyor
Çalılar bir böğürtlene eriştiğinde
Bu soruların bir cevabı yok.
Cevabı yok yaldızı dökülmüş
Altın tozlarının
Kimse söyleyemez
Taş atlarla venedik’e nasıl gidilir
Ama insan
İnsan sürükler yolu
İnsan metro duraklarına abanır
Asitli saçlarıyla yağmura durur
Geçer koridorlardan
Yola çıkan yalnız insandır
İstila eden.
Dört nala atlılarla
Ve sisli arabalarıyla
Yolda düşürülmüş
Bir akis
Midir yoksa
Boş miğferlerin kemiksiz
Ruhu
poor Yorick!
Where be your gibes now?
your songs?
Pr’ythee, Horatio, tell me one thing.
Söyle tekno-ritim danslarını şehrin
Söyle ikinci kemik gibi baş ağrılarını
Söyle otobanları ve roma yollarını
Söyle söyle haçlı seferlerini
Söyle Guadelete’yi
Söyle varmak arzusunu
ki bu
Çıkartır bir hacıyı yola
Sadece yoldur
Arzunun saldırdığı
Yola revan olmak değilse nedir
Kemale ermek
Karanlık bir taşlıkta
Gecenin güneşleri
Karşılar deniz tuzunu
İşte orada bisiklet seslerinde
Bünye kazanır cırcır böcekleri
Bazen de büyüyüp çocuklar
Yolun kendisi çocuklar
Olabilir
Yusufçuk
Otların uçarı kervanları.
Mabed sessizliğinde adımlar
Gecenin yolcuları ve hacılar
Şövalyeler ve akıncılar
Hasta kervanları
Fatihler ve kör istilacılar
Gündüzün patikalarını
Ancak bu sağaltabilir
Yaralanmış olanı
Yola çıkanı
İstila edeni.
Söyle Enrico Dandolo’yu
Söyle diri Endülüs minarelerini
Söyle neden göğse çöreklenir
Binlerce kör bakış
Siler cisminin köşesini
Tazyikinin altında silinmiş gibi eşbâh,
Bir tozlu kesafetten ibaret bütün elvâh;
Bir tozlu ve heybetli kesafet ki nazarlar
İnsan ölür yol biter
Sonra mezarını kazarlar
What’s that, my lord?
Yorum bırakın