Bir şiir genellikle metaforlarla inşa edilir, bu bizim gördüğümüz bir şeyi düzlem değiştirterek farklı çağrışımlarla yeniden işlememiz anlamına gelir. “Deniz dalgaları gibi vuruyordu saçları yüzüne” denirse bu saçların başka bir imgeyle harmanlanarak boyut atlaması anlamına gelir. Saça yeni bir anlam yükleriz. Bazen somuttan somuta, bazen de somut ve soyut arası geçişler. Yine de şiirde metaforun sürekli kullanımı bir süre sonra anlaşılması zor aktarmalara yol açabilir çünkü her metafor kendini başka yere taşıtırken bizi merkezdeki konumumuzdan biraz daha uzaklaştırır. Bu uzaklaştırma eğer ki arzulanan bir şeyse bunda bir beis yok. Doğaya bir bakıştan içeri doğru bir uzanış bir uzaklaşma sayılmayabilir ama işlenmek istenen imgeden alakasız bir uzaklaşma sorun teşkil eder.
Peki, metaforları ihtiyaca binaen neyle ikame edebiliriz? Imagist(İmgeci) şiir bunun kısa süreli de olsa cevabını teşkil ediyordu. Orada kavramlar ve nesneler arası bir aktarma eğer yersiz ise yoktu. Samimi ve doğrudandı. Duygulanım düşünsel değildi, göstermek ve yerinde metaforlarla bezeli bir yapıdaydı. Yani şiirin bütünü kendini bir metafor olarak vaadediyordu. Bir gösterim vardı. Göstermek kendini açımlayarak kendi kendini var ediyordu:
A touch of cold in the Autumn night —
I walked abroad,
And saw the ruddy moon lean over a hedge
Like a red-faced farmer.
I did not stop to speak, but nodded,
And round about were the wistful stars
With white faces like town children.
T.E.Hulme - Autumn
[Hafif bir soğukluk Sonbahar gecesinde-
Etrafta yürüdüm
Ve al bir ayın bir çitin üzerinden eğildiğini gördüm
Kırmızı-yüzlü bir çiftçi gibi
Konuşmak için durmadım, fakat kafa salladım
Ve etrafımızda özlem dolu yıldızlar vardı
Kasaba çocukları gibi beyaz yüzlerle.]
T.E.Hulme’nin bu kısa şiirinde sonbahara dair bir düşünce bulamazsınız, bu Li Po şiiri gibi göstermekle kendini var eder. Duygulanımı katalize eden imge, sadece yol gösterir. Bu katalizasyon ise inanılmaz bir çağrışım gücüne yol açar. Normalde duygulanım kavramsal olarak kurgulansaydı, bu, gidilecek yolları okuyucu için sınırlayacaktı. Şair bizim için çoktan düşünmüş gibi hissedecektik. Oysa bu gösterimde bizim için hissedilecek şeylerin sonu yoktur. Bu imgeyi alıp kendi anılarımızda kendimize göre çevirip yoğunlaştırmak artık tamamen bizim elimizdedir. Silik bir J. M. W. Turner resminin çağrışım gücüne sahiptir sanki böyle bir şiir.
A slip of the moon hangs over the capital;
Ten thousand washing-mallets are pounding;
And the autumn wind is blowing my heart
For ever and ever toward the Jade Pass....
Oh, when will the Tartar troops be conquered,
And my husband come back from the long campaign!
-Li Po
[Ay parçası asılı şehrin üstünde
On bin çamaşır tokmağı dövüyor
Ve sonbahar rüzgarı esiyor kalbime
Sonsuza dek ve sonsuza dek Yeşim Geçidi'ne doğru…
Ah, Tatar birlikleri ne zaman yenilecek?
Ve kocam uzun bir seferden geri dönecek!]
Li Po’nun sonbahar üzerine şiirine bakıp bunu Hulme ile karşılaştırdığımızda ikisinde de bu çağrışım ve gösterim gücünü görürüz. Bizi o anın büyüsünde yalnız bırakırlar ama bu sadece o anın gerçekçi ve motamot bir çizimi değildir, bu anı şair kendi kurgular. Orada aslında sadece ay yoktur; böcekler, ışıklar, yollar ve yıldızlar vardır. Sahnedeki kurguyu şair seçer ve istediği duygulanımı elde etmek için kimyager gibi bunları sınamalıdır da. Mesela “Irmaklar yılan gibi akar” bazen bize hoş gelse de şöyle söylemenin de büyüsünü yadısayamayız:
bir çocuk, İşte ırmak! diyerek haykırınca
İsmet Özel- Propaganda
Bir ırmağı gören bir çocuğun sade ama heyecanlı çağrısına ortak oluruz. İşte ırmaktır karşımızdaki ve gerisini biz dolduruz. Şair bu gücü bizimle paylaşarak şiiri sürekli okuyucusunda yeniden ürettirir. Ahmet Haşim de sonbahar şiirine şöyle başlar:
Bir taraf bahçe, bir tarafta dere
Bu bizi, en baştan, bir yere direkt olarak konumlandırır. Şair burada sadece bir manzara ressamı değildir. Tek bir düzlemde çalışmaz, bizi o mekana tüm duyularımızla bırakır, bırakmalıdır. O anı yoğunlaştırarak gündelik hayatımızdan farklı bir deneyime ulaşırız. Bu gösterim, bizi olağan çevremizden koparıp bir çığ gibi içsel dünyamızda o imgeyle ilişik ne varsa özüne katarak zihnimizi ele geçirir. İyi bir imge gördüğümüzde hissettiğimiz yükselme ve kopma hissi bu ilerleyişin tezahürüdür. Sonrasında ise çığ sonrası kalan tortulara tekrar göz atacak sıhhati bulduğumuzda ancak şiir üstüne düşünebiliriz:
Adieu, Narcisse… meurs ! Voici le crépuscule.
(Elveda, Narkissos... ölüyor! İşte alaca karanlık.)
Paul Valery- Narcisse Parle





Yorum bırakın