• Anasayfa
  • Yayımlar
  • Yazarlar
  • İletişim
Böyle Olmasın da!

Baudelaire’in “İçe Kapanış (Recuiellement)” Şiirinin Tahlil Denemesi

4–5 dakika

·

14 Mart 2024

·

Câhil Aylak, Genel, Melkor

Giriş

(Bu tahlil az çok Fransızca bilenler için tadından yenmezdir.)

Ulu Baudelaire’i tercüme edecek denli kendimi ne çeviri konusunda yetkin ne de şiiriyet konusunda şair hissediyorum; dolayısıyla büyük amaca yani Baudelaire’i tercüme etmeye varma gayesiyle Baudelaire’in mirasından neşet en az o denli kavi şairleri (mukayese eden kelimelerime lanet!) tercüme etmekle yola koyuldum, fakat Baudelaire’den kopuk olmayıp Baudelaire’e değgin olmak maksadiyle de şiirlerini tahlil ediyorum. Onlardan biri de bu, vaktiyle tercüme etmeye kalkıştığım Recueillement şiirinin tahlili.

Şiir

Buraya şiirin aslını, bir de üç farklı mütercimden üç farklı Türkçe tercümeyi bırakıyorum (zamanı geldiğinde benim tercümem de burada yerini alacak). Tercümelerin ne denli iyi olduğu tartışılır, ancak başka bir yazının konusu:

Tahlil

Dönem

Baudelaire, 39 yaşındayken (1861)[1], Fransız melankolizmini dibine vurasıya teşhir eden bu şaheser niteliğindeki soneyi kaleme almış; ancak şiirin yayımlanması, Kötülük Çiçekleri’nin şairin 1867’deki hiçliğe karıştıktan sonraki edisyonunu (1868) buluyor.

1861 senesi ve sonrası şair için “kederle (la douleur)” dolu seneler: İntihar fikrinin amansız taarruzu, borç batağı, mahiyetlerini yitirdiğine dair düşünceler… Şairin haletiruhiyesini daha iyi anlamak adına1861 senesinde annesi yazdığı mektuplar -iddiaya göre kendinden dahi özerk olan Baudelaire’in, yaşaması için tutunduğu yegâne varlığa, annesine yazdığı mektuplar- okunmalı.


[1] Batı kaynakları şiiri 1861’e tarihlerken, İş Bankası Kültür Yayınları’ndan neşrolan ve Sait Maden tarafından tercüme edilmiş Kötülük Çiçekleri edisyonu şiiri 1862’ye tarihliyor.

Şeklî Özellikler

Ana tahlilden evvel sonenin şeklî özelliklerine kısaca değinmeli: Baudelaire’in ve 19. asra dek Fransız şiirinin sonelerinde sıklıkla kullanılan aleksondran vezni (Fr. Alexandrin) hemencecik göze çarpıveriyor, kafiye şeması “ABBA BAAB CCD EDE” şeklinde ki Baudelaire’in klasik Fransız sonesinin kafiye şeması (ABBA ABBA CCD EED) üzerinde hiçbir zaman esirgemediği serbestlik taslayışı belli oluyor.

Şiir

Douleur’ün büyük harfle yazılışı olsun Douleur’e bir çocukmuşcasına -burası mühim- sesleniş olsun; sone, pek sarih ki tamamıyla Baudelaire’in hep başvurduğu TEŞHİS (kişileştirme/personnification) üzerine, Keder’in (Douleur) teşhisi üzerine bina edilmiştir. Baudelaire, Keder’iyle -yukarıda da belirttiğim gibi- bir ebeveynin çocuğuna yahut da bir büyüğün kendinden yaşça küçük birisine davrandığı gibi seslenir: “Sois sage (Uslu ol)”, “tiens-toi tranquille (sakin ol, dert etme)” “donne-moi la main (elini bana ver)”… Bir nevi samimiyet göstergesi olan “ma (benim, my)” iyelik ekini Keder’e mütekabil kullanması hiç şüphesiz aradaki duygusal bağa, bu bağlamda teşhise işarettir.

Baudelaire’in namını bilen seslerin çağrışım kuvvetinden ne çok faydalandığından haberdardır. Şair, “sois sage” emrini buyururken yumuşak ve sürekli olan “s” konsonantını kullanması buyruktan çok daha nazik bir buyruk, nasıl diyeyim, tıpkı bir tavsiye verdiğini gösterir; lakin müteakiben “tiens-toi plus tranquille” buyruğu ise, sert ve süreksiz olan “t” konsonantı ve aliterasyonuyla kullanması daha kuvvetli bir buyruğu, kelimenin tam manasıyla emri çağrıştırır; yani şairdeki Keder’ini yatıştırmaya dair kararlılık ve Keder’inden olan bıkkınlık zımnen izah olur. Keder’i gemlemeyi hedefleyen şair, bahsigeçen sert bir emrin ardından gecenin hengâmeyi yutup da teskinkârlığından (teskin edicilik) dem vurur; gemleyiş icra edilirken Keder’i teskin etmeyi başarmışçasına eş zamanlı olarak şiirin ritmi yavaşlar (ki şiirin ritmi ilk iki mısraın ardından hep yavaştır, ünlemlerin meftunu olan Baudelaire’in hiç ünlem kullanmamasından bunu istinbat ederiz):

“Une atmosphère obscure enveloppe la ville,
Aux uns portant la paix, aux autres le souci.”


Baudelaire’in epik imgelerine göre son derece sakin ve şatafattan uzak bir tasvir… Sone, Baudelaire’in hayranlık duyduğu ve müptelası olduğu kent tasviri kolonlarıyla bina edilmiş olsa da “ville (kent)” kelimesi “vile (aşağılık)” kelimesiyle kafiyelenmiştir. Şaire epey aykırıca… bu açıdan, sonenin geneline de hakim olan ölüm arzusunun iması, Baudelaire’in kendini ayakları altına almış, kendini yermiş, kendini yıkmış olmasıyla beraber idrak edilir. Yine pek ilginç ki, hazza olan düşkünlüğüyle tanınmış Baudelaire, bu düşkünlüğünü, Plaisir’i (Haz), kölelikle ve birçok menfi adlarla eden “fouet (kırbaç)”, “bourreau (cellat)”, “servile (köle)” gibi adlarla ilişkilendirerek yerle yeksan etmiştir: Baudelaire, hazzı reddeder. Muhtemelen o dönemdeki haletiruhiyesinden ötürüdür, hatta ve hatta “des remords dans la fete (o şölendeki/partideki vicdan azapları)” sözleri kafamızı kurcalamadan edemez:

“Pendant que des mortels la multitude vile,
Sous le fouet du Plaisir, ce bourreau sans merci,
Va cueillir des remords dans la fête servile,”

Şairdeki bıkkınlık, vizdan azabı, mazinin ağırlığı altında eziliş, maziye sakin bir hiddet (défuntes Années (mevta yıllar)) geçmişteki zevklere olan kerih ilerleyen dizelerde daha da bir teberrüz eder: “Ma Douleur, donne-moi la main ; viens par ici, (Keder’im, elini bana ver, buraya gel)” mısraından sonraki mısrada “loin d’eux (onlardan uzak, onlardan öte)” söz öbeğini öteki mısraa yerleştirmesi bir vurgudur. Douleur’den bahsederken “ma” iyeliğini kullanması, gitgide Keder’ine adeta bir hamiyet duygusuyla yaklaşması; Keder’ine iyice bağlandığını, ondan kopamadığını, sahiplendiğini gösterir:

“Ma Douleur, donne-moi la main ; viens par ici,
Loin d’eux. Vois se pencher les défuntes Années,
Sur les balcons du ciel, en robes surannées;
Surgir du fond des eaux le Regret souriant;”

Şair kederiyle başbaşa kalmıştır, mevta yıllardan artakalan yalnız Keder’idir, Keder’ini kabullenmekten başka çaresi yoktur. Ki son mısrada ölüm yaklaşırken bile Keder’ine “ma chère (tatlım, bi’tanem, canım)” diye hitap eder.

Sonenin son bendinde gurubun (günbatımı) yani akşamın çökmesinin (…le Soir; il descend), aslen ölümü çağrıştırdığını “moribond (can çekişen)” “linceul (kefen)” gibi kelimelerin kullanılmasıyla anlayabiliyoruz. Fakat şair, “douce Nuit (tatlı Gece)” derken ölümü azap veren dehşetengiz bir vakıa değil, mükeyyifat (keyif verici) bir vakıa olduğuna dair göz kırpıyor; kaldı ki Baudelaire’de ölüm metaforu kurtuluşla özdeşir. Dolayısıyla Keder’ini gemleyebilmiş, Ölüm’ün bir kurtuluş bir mükeyyifat olduğuna dair onu telkin etmeyi başarmıştır:

“Le Soleil moribond s’endormir sous une arche,
Et, comme un long linceul traînant à l’Orient,
Entends, ma chère, entends la douce Nuit qui marche.”

Bunu paylaş:

  • X'te paylaşın (Yeni pencerede açılır) X
  • Facebook' da Paylaş (Yeni pencerede açılır) Facebook
Beğen Yükleniyor…

Bir tahlil denemesi.

Yorum bırakın Cevabı iptal et

  • Siberpunk

    Siberpunk

    10 Ocak 2026
  • Doğmamış Çocuğa Don Biçmek

    Doğmamış Çocuğa Don Biçmek

    30 Kasım 2025
  • Çığıltı

    Çığıltı

    8 Kasım 2025
 

Yorumlar Yükleniyor...
 

    • Yorum
    • Tekrar blogla
    • Abone Ol Abone olunmuş
      • Böyle Olmasın da!
      • Diğer 32 aboneye katılın
      • WordPress.com hesabınız var mı? Şimdi oturum açın.
      • Böyle Olmasın da!
      • Abone Ol Abone olunmuş
      • Kaydolun
      • Giriş
      • Kısa adresi kopyala
      • Bu içeriği rapor et
      • Yazıyı Okuyucu'da görünrüle
      • Abonelikleri Yönet
      • Bu şeridi gizle
    %d