• Anasayfa
  • Yayımlar
  • Yazarlar
  • İletişim
Böyle Olmasın da!

Değişimin Şairi: W.B.Yeats

7–11 dakika

·

20 Mart 2024

·

Emk, Genel
All changed, changed utterly:
A terrible beauty is born.
-Easter 1916


[Her şey değişti, değişti tamamen:
Korkunç bir güzellik doğdu]

Şairler üsluplarını oturturlar ve ondan sonra vazgeçmesi zor bir hal alır. Bu biraz da alışkanlık gibidir, en iyi olduğu alanı sürekli olarak kullanarak şair bir nefes yakalar, bu doğru ve olması gerekendir ama şairlerin burada kaçırabileceği nokta bu nefesin bitip bitmediğinin tahlilidir. Nefes biter ya da teklerse ne yapılacaktır? 

Buna cevabımızı Yeats ile vermekte bir beis yok. Yeats şair nefesini yakaladıktan sonra tarzını birden çok kere değişmiş ve hepsinde de Yeats olmayı tekraren başarmıştır. İşte burada şairin değişime olan inancı ve azmi yatar. Keltik mitolojinin romantik ve süslü şairi kırklı yaşlarında bu cübbesini hızlıca omzundan atıp hayata demir gibi saf ve gerçek bir bakışla ama yine de şairane bir üslupla girişecektir. Yeats-sonrası İrlanda şiirinin belki de en büyük ismi Seamus Heaney bu konuda şöyle der:

“he bothers you with the suggestion that if you have managed to do one kind of poem in your own way, you should cast off that way and face into another area of your experience until you have learned a new voice to say that area properly”

[O, eğer kendi tarzınızda bir tür şiir yazmayı başardıysanız, bu yolu bırakıp, o alana uygun şekilde söylenebilecek yeni bir ses öğrenene kadar deneyiminizin başka bir alanına yönelmeniz gerektiği önerisiyle sizi rahatsız eder.]


Bu varolanı baştan sona değiştirmeyi tavsiye eden teklif epey rahatsız edicidir, yıkıcıdır ve fakat bir o kadar da sağaltıcı! Tıknefesliğine yeni bir ferahlık sunar. The Lake Isle of Innisfree’nin ünlü şairi erken zamanında romantik bir kaçışla kendini doğada Wordsworth gibi bir aramaya çıkar:


I will arise and go now, and go to Innisfree,
And a small cabin build there, of clay and wattles made;


[Şimdi kalkıp gideceğim, ve gideceğim Innisfree’ye
Ve orada küçük bir kulübe yapacağım, kil ve sazlardan]

Sadece romantik kaçışların şairi değildir gençlik zamanında Yeats, ayrıca İrlanda mitolojisini ana konusu haline getirmekten vazgeçmez. Savaş ortasında deliye dönen King Goll’den şöyle bahseder:

In my most secret spirit grew
A whirling and a wandering fire:
I stood: keen stars above me shone,
Around me shone keen eyes of men:


[En gizli ruhumda büyüdü
Dönen ve dolanan bir ateş
Kalktım: üstümde keskin yıldızlar parladı
Çevremde parladı adamların keskin bakışları]
-The Madness of King Goll
[Kral Goll’un Deliliği

Mitolojinin içinde romantik bir süslü dünya kurgularken ilham perisi Maud Gonne’ye de bu yeteneğini sergilemekten geri durmaz:

How many loved your moments of glad grace,
And loved your beauty with love false or true,
But one man loved the pilgrim soul in you,
And loved the sorrows of your changing face;


[Kaç kişi sevmiştir senin mesut lütuf anlarını
Ve sevmiştir güzelliğini aşkla, yalan veya doğru
Fakat bir adam sevdi sendeki kutsal ruhu
Ve sevdi değişen yüzünün kederlerini]
-When You Are Old
[Yaşlandığında]

Gençlik anlarında bile bu melankolik havadan ve yaşlılığın uzaktan duyulan adımlarını dinlemekten beri durmayan Yeats kendi yaşlılılık anlarında zaten bu sesini duyduğu aksaklığa tekrar sarılacaktır. Fakat bunun için önce kendi süslü ve melankolik dilini kendinin öldürmesi gerekir. Bunu ilkin The Green Helmet and Other Poems kitabıyla yapmaya başlar. Değişimini kendi de şiiriyle açıkça gösterir:

Though leaves are many, the root is one;
Through all the lying days of my youth
I swayed my leaves and flowers in the sun;
Now I may wither into the truth.


[Yapraklar çok olsa da kök tektir;
Gençliğimin tüm yalan günleri boyunca
Yapraklarımı, çiçeklerimi güneşte salladım;
Artık gerçeğin içinde kaybolabilirim.]
-The Coming Of Wisdom With Time
[Zamanla Gelen Bilgelik]

O artık gençliğinin tüm çiçek ve yapraklarını sallamaktan vazgeçmiştir ve zamanla gelen bilgelikle sert bir şekilde gerçeklerin içinde kaybolmaya dalar. Bu hayatının şair olarak ilk dönemlerini bu çiçeklerle bezeyen ve hatrı sayılır bir yer de edinen orta yaşlı bir şair için inanılmaz bir meydan okumadır: Kendine ve zamana. Yeats kendini arıltmıştır:

And I grew weary of the sun
Until my thoughts cleared up again,
Remembering that the best I have done
Was done to make it plain;


[Ve güneşten bıktım
Düşüncelerim tekrar durulana dek
Hatırlayarak yaptığım en iyi şey
Yapıldı açıkça anlatmak için]
-Words[Kelimeler]

Şair burada gençlik zamanının çiçek ve yapraklarını önünde salladığı güneşten kurtularak kendi düşüncelerini açık ve en iyi hale getirdiğinden bahseder. O sadece kendini de eleştirmez, kendi eski halini taklit eden şairlere de acımasızdır:

You say, as I have often given tongue
In praise of what another's said or sung,
'Twere politic to do the like by these;
But was there ever dog that praised his fleas?


[Sık sık dile getirdiğim gibi diyorsun
Başka birinin söylediği ya da şakıdığı şeyi övmek
Bunları yapmak akıllıcadır;
Peki pirelerini öven köpek var mıydı hiç?]

-To a Poet, who would have me Praise Certain Bad Poets, Imitators of His and Mine
[Bazı Kötü Şairleri, Kendisinin ve Benim Taklitçilerimi Övmemi İsteyen Bir Şaire]

Kendi taklitçilerini kendi pireleri haline getirip hem eski halini köpekleştirirken bu hali olduğu gibi alıp kendini ortaya koyamayan “kötü şair”lere de kendisinin pireleri yaftalarını yapıştırır. The Green Helmet sonrası Yeats, en yetkin kitaplarından birini verir: The Responsibilities. Bu Green Helmet ile başlayan değişimin kemale erdiği noktadır. Politikaya ve ülkesine “sorumluluğunu” yerine getirir şair. September, 1913 ile bir şeylerin tamamen gittiğini ve belki de eski ülkülerin olma ihtimalini sorgular:

For this Edward Fitzgerald died,
And Robert Emmet and Wolfe Tone,
All that delirium of the brave?
Romantic Ireland’s dead and gone,
It’s with O’Leary in the grave.


[Bunun için öldü Edward Fitzgerald,
Ve Robert Emmet ve Wolfe Tone,
Ya tüm o çılgınlıkları cesurların?
Romantik İrlanda öldü ve gitti
Yatıyor O’Leary ile mezarda]

O’Leary ile beraber diğer kahramanların ölümlerini İrlanda ile bütünleştirip bir taraftan onları yücelten Yeats, bir taraftan da onların ölümüyle İrlanda’nın romantik tarafının ölümünü bir tutar ve tüm o kahramanlıkların ne uğruna olduğunu da sorgular. Güncel politika ile daha iç içe şiirler yazıyordur artık. Kitabın son şiiri The Coat ise başka bir metaforla tekrar kendine bakar:


I made my song a coat
Covered with embroideries
Out of old mythologies
From heel to throat;
But the fools caught it,
Wore it in the world’s eyes
As though they’d wrought it.
Song, let them take it
For there’s more enterprise
In walking naked.


[Şarkılarımı bir ceket yaptım
Nakışlarla bezeli
Ve eski efsanelerle dolu
Topuktan boğaza kadar
Ama aptallar tuttu bunu
Giydiler dünyanın gözü önünde
Sanki kendileri örmüş gibi
Şarkı, bırakın onları alsınlar bunu
Çünkü daha fazla cesaret vardır
Çıplak yürümekte]
-The Coat

Bu sefer de o, kendi ördüğü üstünü sanki artık ona ihtiyacı yokmuşcasına insanların önüne atar ve onları kendileri yapmadıkları bu taklit giysiyle komik bir şekilde bırakırken artık o cesurane şekilde çıplak yürümektedir. 

Yeats’in sonradan tekrar döndüğü melankolik havası daha önceki değişimlerini yadsımadan özüne katarak ilerlemesini gösterir. Byzantium şiirlerinde ölümle hayat ve yaşlılık arasında tefekküre dalar. Bu gençken sezinlediği yaşlılığın artık tecessüm etmiş haline bir bakıştır:

That is no country for old men. The young
In one another's arms, birds in the trees,
—Those dying generations—at their song,
…
Whatever is begotten, born, and dies.
Caught in that sensual music all neglect
Monuments of unageing intellect.


[Burası ihtiyarlara göre bir ülke değil. Genç olan
Birbirilerinin kollarında, kuşlar ağaçlarda
—O ölen nesiller— şarkılarında
..
Ne varsa elde eldilen, doğar ve ölür
Yakalanırken o şehvetli müziğe yok sayar herkes
Yaş almaz zekanın anıtlarını]


An aged man is but a paltry thing,
A tattered coat upon a stick, unless
Soul clap its hands and sing, and louder sing
For every tatter in its mortal dress,
Nor is there singing school but studying
Monuments of its own magnificence;


[Yaşlı bir adam bir ıvır zıvır ancak
Bir hırpani ceket bir sopanın üstünde, ancak öyledir
Ruh elleriyle alkış tutmaz ve şakımazsa, ve gürce şakımazsa
Ölümlü elbisesindeki her yırtık için,
Ve yoktur bunun bir okulu ama çalışır
Kendi ihtişamının anıtlarına]


Consume my heart away; sick with desire
And fastened to a dying animal
It knows not what it is; and gather me
Into the artifice of eternity.


[Yüreğimi yıprat; arzudan hasta
Ve ölmekte olan bir hayvana bağlanmış
Bilmiyor ne olduğunu; ve beni devşir
Ebediyetin sanatına.]
-Sailing to Byzantium

Bu şiir fiziksel olarak ölüme yaklaşmış hırpani bir bedenin sonsuzluğa ve ruhun daha da ortaya çıkışına olan arzusunu mükemmel bir şekilde metaforlaştırırken Yeats ölmez ruhunu herkese gösterir. Her değişime rağmen ölmeden önce son kez genç Yeats’i bize göstermiştir. Aynı zamanda bir senatör de olan şair, artık gençliğin uzaklaşmış adımlarını politikanın mırıltıları arasıdan tekrar duymak ister:

'In our time the destiny of man presents its meanings in political terms.'
THOMAS MANN.

How can I, that girl standing there,
My attention fix
On Roman or on Russian
Or on Spanish politics,
Yet here's a travelled man that knows
What he talks about,
And there's a politician
That has both read and thought,
And maybe what they say is true
Of war and war's alarms,
But O that I were young again
And held her in my arms.


"Zamanımızda insanın kaderi anlamını siyasi terimlerle ifade etmektedir.
THOMAS MANN
[Nasıl, o kız dururken orada
Odaklanabilirim
Romalı ya da Rus
Ya da İspanya siyaseti üzerine
Ama işte gezgin bir adam bilir
Ne hakkında konuştuğunu
Ve bir politikacı burada
Hem okumuş, hem düşünmüş,
Ve belki de söyledikleri doğrudur
Savaş ve savaşın telaşları hakkında
Fakat Ah keşke tekrar genç olsam
Ve alsam onu kollarıma]
-Politics[Politika]

Tüm bunları anlatmanın yegane amacı bir kolaj içinde bir büyük şairin şiir izleğini sunmakta yatıyor. Bir şairin belki de en zor yapacağı şeyle yani değişimi göze almakla kendine en büyük gücü devşirmiş olan bu büyük şairin bize sadece metinsel alanda bile söylediği şeylere kulak kabartmamak ancak bir rahatsızlıktan duyulan kaçınmayla açıklanabilir. Seamus Heaney’nin bunu canınızı sıkar, rahatsız eder diyerek açıklamasında elbette bir gerçeklik var çünkü şair zor oturttuğu yazma gücünü aynı kaynaktan beslemekten ve aynı şekilde yazmaktan çekinmez. Bu bittabi onun çalışmasının getirdiği doğal bir hakkıdır.  Yine de burada rahatsız eden kısım şairin nerede nefesinin bittiğini tahlilden uzak olması veyahut nefesinin bitebildiğinin kabul edilememesinde yatar. Oysa şair dinamik ve canlıdır, gözlemler ve değişir. Şair enerjik bir şeydir, dünyaya ve kendine alıcı gözüyle bakar. Bu alıcı gözüyle bakma her zaman bir aktifliği muhteva eder. Şair, kelamın ve dünyanın onun üzerinden aktığı bir su yolu değil, o su yolunu kendinde çiziktirip dünyayı ve kendini kendi üstünden aktırtan o şeydir.  

Bunu paylaş:

  • X'te paylaşın (Yeni pencerede açılır) X
  • Facebook' da Paylaş (Yeni pencerede açılır) Facebook
Beğen Yükleniyor…

All changed, changed utterly:A terrible beauty is born. -Easter 1916[Her şey değişti, değişti tamamen:Korkunç bir güzellik doğdu] Şairler üsluplarını oturturlar ve ondan sonra vazgeçmesi zor bir hal alır. Bu biraz da alışkanlık gibidir, en iyi olduğu alanı sürekli olarak kullanarak şair bir nefes yakalar, bu doğru ve olması gerekendir ama şairlerin burada kaçırabileceği nokta bu…

Yorum bırakın Cevabı iptal et

  • Siberpunk

    Siberpunk

    10 Ocak 2026
  • Doğmamış Çocuğa Don Biçmek

    Doğmamış Çocuğa Don Biçmek

    30 Kasım 2025
  • Çığıltı

    Çığıltı

    8 Kasım 2025
  • Yorum
  • Tekrar blogla
  • Abone Ol Abone olunmuş
    • Böyle Olmasın da!
    • Diğer 32 aboneye katılın
    • WordPress.com hesabınız var mı? Şimdi oturum açın.
    • Böyle Olmasın da!
    • Abone Ol Abone olunmuş
    • Kaydolun
    • Giriş
    • Kısa adresi kopyala
    • Bu içeriği rapor et
    • Yazıyı Okuyucu'da görünrüle
    • Abonelikleri Yönet
    • Bu şeridi gizle
%d