Buruşuk tenli bir kadın buruyordu
Harmanisinin kollarını
Koşturmakla yorgun ayakları
Sürerdi geceyi
Kendinden uzağa
Onun hiç uykuları olmamıştı
Bin çocuklu gibi emzirmişti
Eline geçen ne varsa
O büyüttü bu odayı
Onun elinde yeşerdi
Balkon köşelerinin
Yeşil ayrıksı otları
Bilmezdi hiç
Bilemezdi
Neler oldu
Beş yüz yıl önce
Umrunda da değildi
Birinci meclis falan
Bir kedi ölüsü gibi
Tarardı sadece
Kocasının yorgun
Saçlarını
Bir ölü gibi yatardı
Kocası da
Buruşuk tenli bir kadının
Burduğu
Yerlerden doğardı güneş
Oradan gelirdi
Sabah sütçüleri
Balkabakları
Karıştırırdık bazen güneşle
Bir kabağın farkı neydi?
Biz koşardık peşinden
Gözlerimizde mil
Gözlerimiz ancak hissederdi
Tren ve metro raylarına vuran
Bir dümdüz tıngırtıyı
Onu alır tekrar buruştururduk
Bir şeyleri çözer gibi sırlı
Ellerimizle
Zamkinos derdik tüm bunlar
Ivır zıvır
a paltry thing
Hırsızdık
Kalpazandık
Değerini düşürürdük
Almak için
Kadının büyüttüklerini
Reddettik
Emmedik dedik biz
Kadının göğsünden
Kelekti balkabağı
Yemedik
Kesik sütlerden yapılı
Tuzsuz peynir ekşitti
Dedik
Ağzımızı
Temiz sabun kokulu
Ev köşelerinde
Biz yaşamadık
Biz körler ve hırsızlar
Biz gülmeyi sevmeyenler
Biz eliçabuklar
Biz uyuşuklar
Biz sabahı beklemeyenler
Ve biz sürekli koşanlar
İstemedik tüm bunları
Giymezdik asla o harmaniyi
Yırtık pırtık
Gençlik göğsümüzse ütülüydü
Ellerimiz tırpan gibi
Gönençler getirirdi toprağa
-Hadi lan
Derdik
Çalık bir şeyler
Gördüğümüzde
Hadi ulan oradan!
Ölü bir meyve ağacını
Tekmelerdik
Çorak yerler bizden
Çok uzaktı
Bindik sonra o yüksek hızlı peronlara
Ve hiç düşünmeden yaşlı ruhumuzu
Reddettik tüm bunları.
-Gitmeyeceğiz o kesif sisli yere
Hıyar değiliz bu zokayı yutacak kadar
Bir buruşuk tenli kadın
Sıvıyordu elleriyle sabahı
Onu hızla akan kara bir camdan
izledik.





Yorum bırakın