Geçen günlerde X’te @Audreyperest’in bir gönderisi sayesinde uzun süredir resimlerine derince dalmayı tasarladığım “İvan Şişkin”i hatırladım. Şu eskizini görüp içinde yittiğimden beri İvan’a tutkunum:
Çam ormanında sabah (resme tonal eskiz) 1877
Ayılar ve ağaçların bu denli görkemlice uyumlanabileceğini hiç tahayyül (imagine) edemezdim. Bu eskizdeki uyum ağaçlara ağaçlarda, ayılara da ayılarda olmayan bir sır katmış. Gözlemledikçe o uyuma kapıldığımı hissediyorum. Kim bilir o havayuvarına (atmosphère) varabilseydim nasıl bir hissediş yüceliği beni kuşatırdı…
Tasarılarımı gerçek kılacağım an bu an deyip İvan’ın resimlerini araştırmaya koyuldum. İlk çıkan resim şuydu:

“Vahşi kuzeyde…”, 1891
İşbu resmi gördüm ve İvan ile aramda adeta bezmiezelden kalma bir aşinalık bulunduğunu kavradım. Resmi, X hesabımda “Kışın çekilmiş bir fotoğrafım” başlığıyla paylaşıverdim. Bu uğultulu ve yutucu denizin karanlığına karşı yaprakları kar ve acıtıcı ayazla bükülmüş ağaçla kendi canını istemsizce kıyas edip özdeş kılmayacak kim vardır? Kim bu bükülen yapraklarda kendi dert ve ızdıraplarını görmezlik edebilir? Böyle bir kişinin olabilirliğine imkan ihtimal vermiyorum.
İncelemeye devam ettikçe İvan’ın resimlerini ekseninde yarattığı fikri keşfettim!

“İvan’ın bu resmi dikkatimi çekti. Köylüler doğayla kusursuzca uyumlu ve neredeyse buğday, ağaç, çiçek olmuşken şehirliler hem aykırı hem de uyumsuz… Yalnızca cismen doğadalar. Bu resmin bir karşıt vaaz olduğunu düşünüyorum. Gözü ağaçlardaki tek varolanın köpek olup yalnızca onun gölgelerden istifade edebilmesi tesadüf müdür? Hiç sanmam.”
Böyle yazmıştım. Müteakip incelemelerim beni fevkalade doğruladı.
Misal burada insanlar küçücüklüklerine, ağaçlar da ululuklarına rağmen ezen-ezilen ilişkisi yok. Her şey birbirine dön’üş’müş.

Belki de şehirlilerin doğayı yalnızca “düşündürt yahut rahatlat”acak bir aracı olarak görmesine kızıyordur?

Şehirliler birbirlerine bakarken köylüler çevreye bakıyorlar çünkü kendi yüzleri ile ağaç yüzeyleri arasında bir fark görmüyorlar! Şehirli için doğa rahatlatıcı bir dışsallık. Köylü içinse bizzat yaşam. Burada yabanîleşmeye övgü ve davet var!
Bakınız, yabanîleşmiş:

İşte aradığım resim şuydu! Dikkat buyurunuz, köylüler sohbet ederken dahî aykırı yahut yabancı değiller! Çünkü yabanîleşmişler. Odakları yalnızca birbirlerinde değil, çünkü yaban ile insan arasında bir fark gör-mü-yor-lar!


Şimdi kim diyebilir ki bu ihtiyar yabanîleşmemiş, yaban-haline-gelmemiş ve bizzat yaban olmamış? Kim diyebilir ki o ihtiyar da bir uluğ ağaç değil?


Birbirlerine bakmayan biricik şehirliler de yere bakıyorlar:

İvan bir yalvaç, her şeyi kuşatan, her şeyi devridaim ettiren ve karartılı koruların dinginliğindeki evrensel ürperti olan Pan’ın yalvacı. Her bir resminin Pan’dan bir vahiy olduğunu düşünüyorum. Bazı vahiyler tenkit, bazı vahiyler tespit ve bazı vahiyler davet mahiyetinde. İnsanlar canlarını bağrından filizlendikleri Pan’a rehnedememeleri İvan’ı çileden çıkartıyor. Şehirlileri resmettiği her tablo bir yakarı: “Şu an Her şeyin kuşatanı ve çekip çevireni Pan’ın bağrındasınız, nasıl olur da canınızı ona uyumlamaz, varoluşunuzu ona teslim etmezsiniz! O yalnızca rahatlatan bir dışsallık değil, içselliğin de aslı!”
Paylaşacağım üç resimde Pan, Sırrî ve Batınî olan, bana kendisini açtı, temaşa ettim:



Son bir merak. Acaba Haydeger bu ressam hakkında bir şey demiş midir? Görse ne derdi? Sanat felsefesi hakkında -özelde Van gogh- dediği her şey İvan’a da gayet uymuyor mu? Karar okurda:
(Olağan) mesken insan açısından Tanrının (Olağandışının) uğrayıp hüküm sürmesi için Açıklıktır.

Arzın tüm şeyleri birbirlerine dön’üş’erek ahenkli bir akış -ses, rayiha, renk- yayarlar ve kendini kilitleyen şeylerin her birinde aynı birbirini tanımama vardır. Arzın suskun çağrısı, olgunlaşan buğdayın sessizce armağan edişi ve kışın boş bırakılmış tarlada onun açıklanmaz yoksunluğ salınıyor. Ekmeğin güvencesinde zorluğun yine atlatılmasının sözsüz sevinci, doğumun gelişindeki sarsılma ve ölümün çepçevre saran tehditindeki şikayetsiz endişe…
Öyleyse İvan’ı yad etmek maksadıyla Sokrates’in Pan’a ettiği duayla yazımızı sonlandıralım:
“Bana ruh güzelliği bahşedin ve tüm dışsal sahipliklerimin içsel güzelliğimle uyumlanmasını sağlayın. Zenginliğin sadece bilgelerde barındığına inanayım.”
Ari Çokona’nın tercümesini biraz tadil ettim, aslı:
“Bana ruhumun güzel olmasını bahşedin ve dışımda sahip olduğum her şeyin içimdeki güzellikle uyum içinde olmasını sağlayın. Zenginliğin sadece bilgelerde olduğuna inanayım.”





Yorum bırakın