sakın dağlara gelmeyin
seğertilmiş bir yaşamak arıyorum
kendime, Zeynep’e ve metamorfik gözlerime
kargalar ömrümüzden ölüm çalacaklar
onlar için kapan kuruyorum, tuzak kuruyorum, düş kuruyorum da
kuramıyorum yaşamın dilimde bırakacağı tadı
dağlardan korkuyorum
ve istemiyorum kurtulmayı
sakın dağlara gelmeyin
kanımın tadı değişiyor
değişmiyor radyodaki türkü
iki ileri bir geri geliyorlar
insanlar ölüyor, insanlar insanlara kulak kesilmiyorlar
can ağrım tesir ediyor koluma
radyo çalıyor, insanlar insanları teşnilere koyuyor
olmaz diyorum
oluyor
sakın dağlara gelmeyin
çiçek açmış burada
papatya, sarı çiçek ve hindiba
basılıp geçilmiş bakılmamış ardına
ne Haşim’in annesine toplanmış
ne de bir derde deva galiba
herkes en güzel bahçelerden gül topladı leylaya
ben ayaklarım çamurlu gelincikler getiriyorum sana
sakın dağlara gelmeyin
Allah’ım yada anne
sakın gelmeyin
bir ölüye en son ne sorulacaksa hep kendime ayna istedim
bildim çünkü patlatamıycam bir balonu on defa
on defa kıramayacağım bardağı aynı yerinden
yedi dağa bir bağa gelse de
bana gelmeyecek fesleğenin ferah kokusu
nolur dağlara gelin
çünkü kendimi bulmak üzereyim





Yorum bırakın