kırgın bir yağmur yaklaşıyor şehre
omzumda izi kalacak yara, bedenimde hatırasına mümtaz
kırk kilit getiriyor bana
yaş kocalıyor da gönül kocalmıyor* odena
inceden bir kürt ninnisi sokuluyor kaburgama
nasıl diye sormanın getirdiği erdem sarsılıyor
halimi nasıl anlayabilir diyorum
ölmekten cesur
yaşamaktan sarhoş bir beden
esip gürlediğim bir kavgam kalmadı
yaşamam -ki hoyratça ve deli divan şekilde-
kendi hatrıma ısmarladığım kadardır
uzunca süredir istediğim
bisikletten düşmenin verdiği keyfi bünyemde hissetme ihtiyacıdır
kalkmak yenilgim sürdürmek zaferimdir odena
kırk kilitli ikindinin sırrı
nüfuz ediyor varlığıma
gecenin vahametidir insanı saran
dünya koca bir rüyadır düşümüzü yarıda bırakan
kalkıp gittiğimiz yollarının dönüşünü düşünmediğimiz
gidip de gelemediğimiz seyahatimizdir
gelmeyi hiç kabullenmemek
en dünyevi arzumuzdur
oysa bozgun bir hava yaklaşırken şehre
seni o ikindilerden tanıyorum odena
maktul katilini görmezse bu cinayet olur
birden yıkılıverir babasız çocuklar
ve incinir 13 adam
bir tabut başında
hiçbir sefer anlayamadık nasıl olur diri yaprak kuru dalda
bozgun bir hava yaklaşıyorken şehre
gece artık adımsız, karanlığın sesi çıkmıyor yazık
kırk kere sabah olsa da beni koyma yalnız
gök sancıyı dindiriyor, yaram hâlâ açık
*dedemin uzunca dalıp söylediğidir.





Yorum bırakın