hevesimi kaçıran bir tan yelidir artık
kızguranın yapamadığını yapan
sert sapaklardan gönderen beni vadiye
sinema gişelerinde gözümü bağlayan
mahalle kavgalarında yerimi almaya çalışan
tan yelidir
tan yelidir çünkü
boynumu hiçbir zaman doğrultmadım kılıca
ezberimde sakladığım marşları mırıldanırken
çıktığım meydanlarda ölüm karşılamadı beni
karşılamadı arşın en cesur en şiddetli en heybetli sesi
göğe küskün ve dargınlığımın yanısıra kırgın ve höynetliyim
bana çamuru pişirip bahşetmedi
hevesimi kaçıran bir tan yelidir artık
gecenin haşin rüzgarından ne umdum ki
sabaha ağzımda bir lekeyle uyandım
yolu gece düşleyip şafakta harekete geçerken
omzunun kıyısında bir atlıya rastladım
heybesinde dünya kini
semerinde ahiret sevinci olan bir atlının ne işi varmış bu patikada
evini mi kaybetmiş
duymamış mı şarkıyı
kirletmiş mi kalbini
hem sorun bakalım şu atlıya
bilir mi dişesura gitmeyi
yoksa bir karakula mıdır kendisi
bir karakula mıdır annemin rüya diye bahsettiği
hevesimi kaçıran bir tan yelidir
kasım ayazlarını dindiren
babayı ağlatıp bebeği kefenle kundaklatan
bir tan yelidir dağların sisini dağıtan
elimi cebine atınca savaşlar başlatan
küheylanları fokurdatan tandır
mistik baharlara yapılan yolculukların ensesinde
bir çiçeğin ölümü vardır
gardenyadır misalse ölen
kokusunu dağıtan yeldir
uzak iklimlere kavuşuyorsa frezya
ortadoğu orta bir yer bulamıyorsa doğuya
savaş hâlâ sürdürülüyorsa koynumda
esintinin bize yaşamak getirdiği an bu andır
bayrak çekilecek bir gövdem kalmamışsa
tan yelinin bana ölümü sunduğundandır





Yorum bırakın