Gaye şu olmalı: Dili sekteye uğratmaksızın üst merhalelere taşımak yahut taşınmasına yardımcılık etmek. Tabii bütün düşüncelerim kendini bu dilde yaratmak mecburiyetinde hisseden kişiler için, yoksa varoluşu ekmek kaygısıyla mühürlenmiş adamdan bir beklentim yok.
Bugün Osmanlıcaperestliği de Öz Türkçeciliği de geleceksiz taraflar olarak görmekteyim. Bize bugünden açılabilecek geleceğe bakacağız, terk-i havatır!
Öz Türkçecilik, dilimize giren kelimelerin Türkçe karşılıklarını bulmak veya türetmek demek değildir! Bu bulma ve türetme işlerinde takınılan bir aşırı tavrın adıdır.
Allah aşkına, panpsychism, context, antropomorfizm vb. kelimelerden ne anlıyor ve ne anlatmayı bekliyorsunuz? Düşüncenin ilk uğrağı çeviridir; karşılaştığımız şeyi kendi dilimize çevirmeden nasıl düşünmeye başlayabileceğiz? Yukarıda verdiğim üç kelimede üç menfur tavır var:
1-Bir ifadeyi kendi dilimizde karşılayabilecek hangi mazaretle karşılamayıp o ifadeyi olduğu gibi barındırırız? Sözgelişi antropo ve morfizm kelimeleri doğrudan beşer ve şekilcilik demek, yani insanşekilcilik. Bu kadar basit. Ha bunu yerine göre insanşekilli suretinde kullanmak Türkçe’ye sadıklık olur. Tanrı(lar)ın insan şeklinde tasavvur edildiğinden bahsederken tanrıyı inşekilci ile değil de insanşekilli ile nitelemeli.
2-Pan ve psişizm ekleri sırasıyla tüm ve cancılık anlamlarını gelmekte. Geçen haftalarda Özgüç Güven’in Çağdaş Zihin Felsefesi Tartışmaları başlıklı yayınını seyrettim. Güven beyin çalışmalarına ve Türkçeye titizlenişine hayranım fakat yayında Türkçe olduğu ve Türkçe’nin söz söyleme imkanını geliştireceği kanaatiyle “tüm-güçlü, tüm-bilinçli, tasarım” vb. kelimelerini kullandığını söyledi. Hocayı karşımıza alıp “Hocam, Türkçe’de Allahı tüm-güçlü gibi ilginç bir ifadeyle mi yoksa herkesin anlayıp halihazırda kullanadurduğu “her şeye gücü yeten”, “her şeye güç yetiren”, “her şeye kadir” vb. ifadelerle mi niteleriz?” diye sorsak her şeye kadir gibi bir ifade varken tüm-güçlü ifadesinin abes ve lüzumsuz kaçacağı konusunda hemfikir olacağımıza inanıyorum.
Biz Türkçe düşünen -yahut o iddiada olan- kimseler olarak henüz çevirdiğimiz ifadeleri kendi dilimizde yeniden düşünmeyi öğrenemedik. Panpsişik ifadesi tümcancılık değil, olsa olsa herşeycancılık şeklinde Türkçeye “çevrilir”; çünkü çeviri, kelimelerin dış kaplamasını değiştirmek değil, onları oldukları gibi kendi dilimizin devingenleri çerçevesinde baştan yaratmak demektir.
3-Halihazırda dile yerleşmiş ve mis gibi de kullanılan “bağlam” gibi bir karşılık varken bu nasıl bir dil umursamazlığıdır ki “konteks” kelimesini kullanmakta ısrar edip utanmadan da “context” şeklinde yazarsın! Tabii ki ünlemler şaka, sinirli değilim fakat bu dilde düşünme iddiasında olan kişilerin dile karşı bu denli saygısız ve kaygısız tavırları beni çileden çıkartıyor.
4-Bunu ikinci maddenin bir alt maddesi olarak da verebilirdim fakat ayrıca değinmek istedim. Diyelim bir kelimeyi çevireceğiz fakat ilk bakışta dilimizde çevireceğimiz kelimeye tekabül edebilecek bir karşılık yok gibi gözüküyor. İlk tepkimiz ne olur? Elbette o kelimeyi ya doğrudan almak ya da ona karşılık yeni bir kelime türetmek. Halbuki aceleci olmayıp dilimize şöyle bir filozof bakışıyla baksak aslında kelimeleri işlemek varken acelecilik yüzünden lüzumsuzca pek çok kelime türettiğimizi ve alıntıladığımızı göreceğiz. Örneğin Alm. Verstand’a karşılık türetilen (aslında bu kelime Çağatayca’da varmış) “anlak” kelimesi. Dilimizde anlayış gibi verstand’a mükemmelen uyan bir karşılık varken bu kelimeyi bulup işlemek yerine yeni bir kelimeyi tedavüle sokmaya kalkışmak ne demektir? Tutmuyor işte.

5-Dil fetişçiliğinden sakınmak… Bunu ikiye ayırabiliriz:
A-O kelimenin yahut dilin eşsiz bir öze sahip olduğunu sanmak. Sözgelişi bugün bu Kadim Yunanca ve Arapça hakkında sürekli düşülen bir yanılsama. Ömer Aygün’ün eudaimonia için Türkçe’deki “ne mutlu” ifadesini yakalaması yahut içermek, kuşatmak, önermek vb. kelimeler artık dilimize yerleşmişken hala daha ihtiva, ihata, kaziyye vb. köhnemiş kelimelerde diretmek… Elbette isteyen istediği kelimeyi kullansın fakat bu kullanım tercihini karşılanamaz olduğu için değil, estetik sebeplerden ötürü kullandığını bilsin bildirsin.
B-Bir ifadeyi terim sanmak. Ekrem Demirli “ayan-ı sabite” için “bu ifade bir terim falan değildir, bunu biz Türkçe’de terimleştirdik.” demişti. Çünkü ayan-ı sabite ifadesinin aslı “ayan-ı sabite fi…” şeklinde uzunca süren bir ifadedir de vecizlik maksadıyla ayan-ı sabite şeklinde kullanılıyor imiş.
Kişinin İngilizce bilgisi arttıkça kullandığı İngilizce kelime oranının düşüşü, erbabınca malum olan bir gerçektir… İnsanlar Türkçe’ye nüfuz edemedikleri için İngilizce’de gördükleri kelimeleri çevrilmez zannedip mutlak edilgen bir tavırla benimsemeleri canımı epey sıkıyor… İmajinasyon diyorlar… Hani imge ve imgelemi benimseyememişsindir anlarım, hayalgücüne ne oldu be kardeşim… Ama Türkçe değil ya, illa vardır bir hikmeti! Stimüle etmek diyen kişiler ne dediklerini bilmiyorlar. Bilseler doğrudan dürtmek, uyarmak, belki teşvik etmek kelimelerini kullanırlar çünkü kelimenin kendisi dürtmek demek! Diline Frenkçe ve/veya Arapça kelimeleri doldurarak düşündüğünü iddia edenleri gördükçe hakikaten acıyorum, anlıyorum ki bu kişi düşünceye değil de dile sığınıyor. Düşünmeyi bilmiyor.
Yaklaşık iki yıldır bir sözlükbilim çalışması hazırlıyorum. Yazının sonuna bağlantısını bırakacağım, isteyenler gözatabilir. Bu sözlükbilim çalışmam esnasında öğrendiğim en önemli şey, özellikle İngilizce’deki kelimelerin yarısından fazlası İngilizce için bile lüzumsuz… Almanca Einfühlung kelimesine herkes nüfuz edebilirken gidip “empathy” gibi bir ucube kelime uydurmak hakikaten ahmaklık ve aymazlıktır. Bir kaç yaprak daha göstereyim de oradan ağaca varılabilmesi kesinleşsin.
Meta-morphosis ve trans-formation. İkisi de lafzen şekil değiştirmek demek. Dirimbilimde terim olarak “başkalaşma” anlamına da geliyor. İlki Yunanca, İkincisi Latince kökenli. Bu iki kelimeyi ısrarla tutmak, bilim dilinde bu ucube kelimeleri kullanmak İngilizcenin bir ayıbıdır fakat İngilizce neredeyse mükemmelen işlenilebildiği için bu kelimeler o dilde tutunabiliyorlar. Peki bizim İngilizce bilmez, kelime sığınmacılarımız ne yapıyorlar? Bu iki kelimeyi görüyorlar ve ikisini de kullanmaya başlıyorlar. Dediğim gibi, herkes istediği kelimeyi kullanır fakat kullanan insanlar bunların aynı anlama gelen kelimeler olduğunu bilmiyorlar; bu da onların zaten kelimelere sığınmaya teşne zihinlerini iyice buduyor. Peki sonra ne oluyor? A-morf ve de-forme kelimelerini görüyorlar ve hop onları da aynı mutlak edilgen tavırlarıyla kullanmaya başlıyorlar. İkisi de şekilsiz, şekli bozuk veya bağlamlarına göre yozlaşmış, bozulmuş vs. demek. Dediğim gibi, böyle sayısız misal verebilirim…
Hiçbir nüanshor, yani nüans yutucu kelimeyi kullanmamaya gayret ediyorum. Örneğin “öneri” kelimesi hem teklif hem de tavsiye yerine kullanılmakta. Bu kullanmamam, teklif ve tavsiye kelimelerinin Türkçe’de ayrı ayırı karşılanamayacağını falan göstermiyor. Ne bileyim, teklif kelimesi “yükünç” yahut benzeri bir kelimeyle pekala karşılanabilirdi fakat tavsiye de teklif de yerleşik ve işlek iken nokta atışı bir karşılık olmadığı müddetçe böyle bir gayreti beyhude buluyorum. Ne ki sipariş için “buyurtmak”, istiğrak için “dalınç” kelimeleri epey tutası…
Türkçe düşünmeyi her şeyden fazla önemsiyorum. İnsan bir dil varlığı. Varoluşumuzun en kopmaz ve en temel unsurudil. İnsan boş yere hayvan-ı natık, yani konuşan(ve düşünen) canlı(veya diri) şeklinde tanımlanmadı.
İşittiğim vakit, devrim zamanında sırf oldu bittiye getirilip ekine köküne keyfi anlam verilen düşünce kelimelerini kullanmamaya gayret ediyorum. Mesela tanıtlamak. Sırf isbat kelimesi kalksın ve kanıtlamakla kafiyelensin diye tanıtlamak kelimesi türetilmiş, halbuki bu kavramın tanımak ile zerre miktar bir ilgisi ilişiği yok! Tanıma ve bilme arasındaki tarihi ve hayati ayrıma da (episteme-gnosis, ilim-irfan vs.) ihanet ediyor. Ama isbat gitti ya, ne olursa olsun! Sonra bu kelimeyi de felsefecilerimiz sahipleniyor, ohhh. Aklı başında, kelli felli felsefeciler, bu kelimeyi kullanıyorlarsa bir bildikleri vardır! YOK! Yok işte, bir bildikleri falan yok. Felsefe kavramlarla yapılan bir etkinlik olduğundan kullandıkları kelimelerdeki biricik kıstasları Arapça kökenli olmaması. Ben bu dogmacı tavrı reddediyorum! İnsanlara kendi dillerinde isbat ve delil kelimeleri dururken karıştırılmaması imkansız olan tanıt ve kanıt gibi iki kelimeyi dayatırsan bugünkü gibi kanıt tanıtı yutar ve her iki anlamda da kullanılmaya başlanır. Nereden tutulsa elde kalan, sinir hastası edici bir hadise…
İşittiğim vakit zihnimde hiçbir şey canlandırmayan, ekine köküne nüfuz edemediğim kelimeleri kullanımyorum. Allah aşkına, dilde halihazırda görüntü gibi bir kelime de varken görüngü kelimesini işitince zihninizde ne canlanıyor? Hani sırf fenomen kelimesinin dış kaplaması değişsin de ne olursa olsun… Halbuki fenomen/phainomenon için dilimizde iki mükemmel (ve işlenmeye can atan) iki kelime var: tezahür ve beliriş.
İdrak kelimesine değinmek isterim. İdrak etmek dediğimiz zaman Türkçe’de kahir çoğunlukla “kavramak”, bazen de “yakalamak” anlamını kastediyoruz. Maksadımın seçikçe anlaşılabilmesi için idrak etmek fiilini mümkün olduğunca kullanmıyorum.
Kelimelerin birbirleriyle bağlantılarını bilerek düşünüp konuşmayı seviyorum. Sözgelişi tesbit, sabit, sübut, müsbet… Bu sebeple bazı kelimeleri bu bağlantılarını vurgulamak için farklı yazıyorum: TesBit, müsBet, muZDarip vs. Aslında bu tavrım bugünkü dil umursamazlarına karşı bir tepki, farkındayım. Ama ne yapayım, sevdiğimi söylemezsem sevmek derdi beni boğar.
Dil konusunda takınılan aşırı tavırlardan tiksiniyorum. Dil kimsenin tekelinde olamaz. Ben sadece kendi takındığım ve aklıselim olduğunu düşündüğüm tavrı paylaşıyorum. Kullanmadığım kelimelerin birkaçını sunacağım fakat bunun Mısıroğlu’nun yaptığı gibi bir “boykot” çağrısı olarak algılanmamasını şiddetle istirham ederim. BEN KULLANMIYORUM, isteyen kullanabilir.
Kullanmadıklarımdan ilk aklıma gelenler:
KANIT (Delil)
TANIT (İsbat)
OLUM(?), -LU, -SUZ (Müsbet-Menfi)
OLASI (Olabilir)
TASARIM (Tasavvur-Temsil)
TASIM (Kıyas)
TİN (Manevi, maneviyat, zihniyet, can)
GÖRÜNGÜ (Tezahür veya beliriş)
ÖZEK (Merkez)
ÖZDEK (Madde)
MEFHUM (Kavram)
REFLEKSİON (Katlanış)
KAZİYE (Önerme)
İDRAK (Yakalamak, kavramak)
FORM (Suret)
EDİM (Etmek ile eylemek fiileri arasında bir ayrım işitebilenlen var mı?)
İYE (Sahip)
BİÇİM (Şekil-Suret)
BİÇEM (Üslup)
Bahsettiğim sözlükbilim çalışmamın bağlantısı: https://drive.google.com/file/d/1AYI3iCaioVMwKbFGh4kdslwhd2j7Xg5X/view





Yorum bırakın