Gördüm.
tamtamlarla geleni
bana göre değildi bu
çalparaydı
davuldu
sesini şakaklarımda
duyardım
bir akım gibi
yayılırdı vücuduma
hayır
dönecektim
cüsseli bir zırh
kuşanıp
yok edecektim
bütün o zil seslerini
o dolanan elektron
damarlarını
yok edecektim.
geriye dönerek
Geriye dönmek mi
hayır
ne mavi ışıklarına ekranların
ne o makine gölgelerine
ne de kaba saba zırhlarına
dönüş yok
göğsümüz kabarık değil
önümüze çıkan zakkumlara
bakmıyoruz bile
ne de o pagan esintisi vurabilir
başımıza pan’ın
varsa uzandığımız kırlarında
ne de haşyet
bir öğlen sonrasında
ırmak gördüğümüzde
önce sakin bir kalbe dönüyoruz
devingen bir yüreğe değil
yine de parıltılar şavkıyor
bir gece ortasında yıldırım gibi
orada gördüğümüz
bizden başkası değil
sonra aniden kaybolan
tekrar görünür olmayı bekleyen
yine biziz
savaşmıyoruz
savaşamıyoruz
çimentoya yetmiyor
cılız bir yumruk
bir yumruk dedikçe büyüyen
yalnız bir karmaşa
çığ deyince
devrilmiyor koca bir dağın etekleri
savaş deyince
barut kokuları
gelmiyor burnumuza
bir arzu sadece
dedikçe büyüyen
sakin bir ada
bizden bahsedilince
gökler denince
deniz
ve dönmek
hayır
bu olmayacak.
Kaçarsak
vurulmayacağız
biliyoruz
ilerlersek
ölüm
beklemeyecek
biz yine de dönüp
ilerlemeyeceğiz
çünkü geri dönersek
beklediğimiz
bize doğru gelen
fırtına
es geçecek bizi
lear kadar bile deliremeyeceğiz
ilerlersek
aydınlık geride kalacak
belki bir daha asla
güneş görmeyecek
kararan yerlerimiz
bir daha asla
aklımıza gelmeyecek
sakin bir göl kenarı
çökük avurdumuzda
tarih bir kalıntı olarak
yaşayacak.
bekleyeceğiz
oyuk birer adamlar
olana dek
dalgalar bekleyeceğiz
boşluklarımız için
belki dalga
biz dolunca yok olacak
belki serinlik
artık bir şeyleri
harekete geçiremeyecek
biz kendimizi gördüğümüz zaman
o parlama anında
tekrar kaybolmayacağız
elektronik aksam her gün
bir meme gibi emdiğimiz
sütten kesilecek
naftalin kokularını
artık duymayacağız
makine çarkları
gölgesini kaybedecek
biz beklediğimizde
yalın ayaklarımız
taşlıkta
belirecek.
Yorum bırakın