kırık mazinin getirdiği yenilgiyi sırtlayarak çıktığım yolda
ayaklarımı ve bilhassa bedenimi dik tutmaya çalışıyorum odena
bu yol beni dünyaya götürüyor
çocukluğumun bayram sabahlarına
bir tahtada piyon yapıyor yol beni
atını mahmuzla ve acı bana
göğün bana ihtiyacı yok biliyorum
biraz nefes almak için dalıyorum suya
korkaklığım çıkıyor su yüzüne insancıl duygularım
ve çocukken boğazıma takılan salata
ayaklarım yalpalasaydı
tutunacak yerleri bulamasaydım dünyada
dengemi acizletseydi kokusu ferah ama yoksun gardenya
düşeceğim yerin ortasında on üç adam ve yanık bir dal sigara
eski bir hatıra anılır kimsenin bilmediği adla
şehre gemi iner
içinde en sevdiğin çiçekler ve birazcık frezya
sen bahar çiçeklerini seversin fakat önümüz kış odena
bu ellerimi al çünkü benim değil odena
babası ölünce yiğitçe delikanlının
ur çıkarsa göğsünde ve eserse mezardan yel
nereye koyulur kendi sahibini boğmaktan başka işe yaramayan bu el
o yüzden al ve göm onları
küreği mahallenin bakkalına ver
silahlar patlıyor gece mağlup oldu karanlığa
kargaların şenliğindedir artık şehrin bayrağı
kuşların kargaşasında
eve dönüyorum ayaklarım bazen yalpalayarak
bazen en dik ve büyük adımlarla
eve dönmek istememenin hissiyatıyla
oturup bir köşede yaşıyorum
çünkü ev girdikten sonra yere yıkıldığın yerdir aslında





Yorum bırakın