Gas! GAS! Quick, boys!—
düşmanımı karşıma alıyorum
pezevenk! alçak! çık karşıma!
karşıma çık da
şu hardal gazı
bir dağılsın
dağda yayılan
sis sandığım
bu bunaltı
meğer bizi öldürmeye
atılan bir gazmış
karşıma çık
puşt!
seni gövdende hele bir göreyim
senin gövdenden göreyim
arkanda gizlenen
ölü dostlarımı.
Sen
onların yürümüş halisin
sen olmadan
ne bu sis dağılır
ne de ben
kendimi görebilirim.
Ya rab!
beni neden sürdün
dostlarımın yanından
neden erinç getirmiyor artık
bastığım adımlar toprağa
nereye bassam orada
ölümü buluyorum demişti
gılgamış
ben nereye bassam ölüm
gelmiyor
nereye bassam dirim
oradan çekiliyor
bense yok olmuyorum
Ben
binlerce ekinin katili
varıp bir fabrikaya
bir elektronik dükkanına giriyorum
çünkü ben bu halimle
lokman’ın tam tersiyim
nerede sağaltıcı bir şey varsa
oraya kurum getiriyorum
nerede yalnızım diyorsam
düşmanım düşüyor peşime:
-yaşayacaksın
yaşa!
tekrar tekrar tekrar
aynı güne karşı bakacaksın
hep aynı adımlarla
yürüyeceksin toprakta!
-Hayır.
Öldür beni.
bana en iyi adları
biçebilen düşmanım
öldür beni.
-Katil! cani! ölmeyeceksin
acı çekmelisin
tekrar dostlarının yanına
gideceksin
tekrar ve tekrar gömmelisin onları.
Bu bunaltı bu sarılık
benden geliyor mutlaka
dostlarımı
beni andırdıkları
gün
öldürdüğümde
neden ben de gitmedim
ya rab!
neden bu dağda
bu sırla ve düşmanımla
ebediyen
yapayalnız kaldım?
Yorum bırakın