Şiir:
“işte yürüyor o askeri azrailin!
silüeti vuruyor göz bebeklerimize
salınmış ruhu bedeninden
sadece etinden müteşekkil
işte yürüyor o askeri azrailin!
işte yürüyor o askeri azrailin!
alıyor canını yeni filiz gençlerin
bataklıkta çürümüş cesetleri bile
durduramıyor onu ufuklarda
işte yürüyor o askeri azrailin!
işte yürüyor o askeri azrailin!
ismi yok, cismi var yalnızca
yoktur sevdiği, seveni, bekleyini
delip geçiyor şarapneller etini
işte yürüyor o askeri azrailin!
işte yürüyor o askeri azrailin!
katmış önüne cesetlerini körpeciklerin
sıktığı kanı canlarından doğaya bahşediyor
umarsızca ayağını toprakta sürüyor
işte yürüyor o askeri azrailin!
ey ölümlüler! eğer kalmışsa aranızda
şu savaş meydanında vermeyen ruhunu tanrıya
sakınmasın benden daha fazla o tatlı canını
çıksın bir adım öteye, bıraksın kendini kollarıma
işte! yürüyorum, ben askeri azrailin”
Gokcebunun cevabı:
Merhaba. Şiirini benimle paylaşma nezaketi gösterdiğin için gerçekten teşekkür ederim. İnsan, ötekilerin ya umursamaz ya tüketir bakışları altına kendi en mahrem yahut en mahrem kılmak istediği duyguları sunarken hep bir ikircik, bir tedirginlik yaşıyor. Zaten şiir yazmaya karar vermişsek herkesin hayata karşı kaba şekil kavrayışında kalan yüzeysi bakış ve duygulanışlarından bıktığımızdan karar vermişizdir buna. O sebeple birisi birisine şiirini gönderdi mi bu çokluk bir güvenme ve ciddiye alma nişanesidir, sevindim. İsanın “köpeğe temizi vermeyin, domuza inciyi takmayın” sözünü sürekli anarım. Şiirlerimi de bu sebeple bastırmıyorum. Bastırsam ne olacak, düşünsene, şiiri umursamayan insanların eline kitabımı tıkıştıracağım, âdeta okunmak için yalvaracağım, onlarsa yüzüme gülecek, elbette diyecekler, sonra evlerine dönünce kitabı bir daha açmamacasına tozlu raflara kaldıracaklar. Neyse, şiire gelelim.
Bak, Marina Tsvetayeva, Rilkeye 1926 tarihli mektubunda şöyle yazmıştı:
“Sevgili Rainer,
Goethe bir yerlerde, insanın yabancı dilde kayda değer bir şey başaramayacağını söyler, oysa bu bana hep yanlış gelmiştir. Aslında şiir yazmak, kendi içinde anadilden başka bir dile çevirmektir, ha Fransızca ha Almanca, fark etmez. Hiçbir dil anadil değildir. Şiir yazmak, onu yeniden yazmaktır. Bu yüzden insanlar Fransız ya da Rus vb. şairlerden söz ettiklerinde afallıyorum. Bir şair Fransızca yazabilir ama Fransız şairi olamaz. … İnsanın şair olmasının sebebi Fransız, Rus vs. olmaktan kaçınmak, her şey olmaktır; ya da sözün gelişi şöyle diyelim: Kişi Fransız olmadığından şairdir. …”
“İyi şairlerde” hep dilden çıkıp -istersen kurtulup- o dile geri dönme tavrı gördüm. Hepsi de bize Türkçe sayılamayacak denli başka sözleri söyleyişleri “BUDUR TÜRKÇE” diyerek kabul ettirmiş kimseler. “Ben şarkıya döneceğim fokurdayıp pörtlemek için, hep fokurdak ve pörtlek kalacağım kalp içinde” Türkçe bir söz müdür? Özel demeden önce değildi gibime geliyor. Ama o bir kere deyince söz artık kayıtsız kalınamayacak bir Türkçeliğe kavuşuyor. Kötü şairler ise buldukları dile mahkum kalıyorlar. Dili konuşmuyorlar, dil onları konuşuyor. Özellikle yeni başlayan şairler “Dil bilmediğim sanılmasın.” ile “Dil bildiğim sanılsın.” gerilişi arasında yazdıklarına ucube ucube “Hüda, firar, vebal” vb. değerini biçemedikleri kelimelerle dolduruyorlar. Zihnimdeki canlı bir örneği vereyim. Repçi Joker’in “Son Kale” adlı parçasının nakaratı şöyle:
“Gururunu sakız gibi çiğnettin sen
Onurunu yosma gibi kirlettin
Var edebimin firarında vebalin
Doğuştan defoludur yüreğin”
Acaba hissettiklerimi sen de hissediyor musun? Edebinin firarında vebali olmak, yani, evet, anlamdışı değil, ama ne yani, bu anlam dilin yapısı çerçevesinde anlamlı da bir şey demiyor, bir şeye bağlanmıyor. Bir başka örnek, Allame’nin “İvedi” adlı parçasının nakaratından:
“Gözlerinden yalan akıyor oyun yerinde
Kara bir kuyu gece seninle sonun meçhul ecelin ezberinden”
Oyun yerinde -ne demek meçhul- gözlerinden yalan akmak, peki, gece seninle kara bir kuyu olmak, iyi, hoş, ama ecelin ezberinde sonu meçhul olmak, ne demek bu?
Buradaki sıkıntı, bu kişiler ne demek istediklerine dair bir tefekkür sürecine girmemiş. Dildense zaten kurtulabilirlikleri yok. İşte, sen yeni başlamana rağmen sende bu çekilmezliklerin hiçbirisi yok. Diyecek sözün var, bu sebeple sözlerin değer’li. Gerçekten en önemli hasletlerdendir bu. Fakat, tekrarlayan “işte yürüyor askeri azrailin!” mısranı okudukça orada azrail kelimesi olmamalı diye düşündüm. Ne bileyim, Azrail deyince, Müslümanların canlarını almaya gelecek hususi bir meleği değil, basitçe insanların ölümlerindeki ortaklığı azrail olarak sembolleştiriyorsun. Elbette illa İslamın melek tasavvuruna karşı çıkıyorsun demiyorum, ama şiirinin “akidevi” unsurlar taşımadığını kastediyorum. Öyleyse neden azrail diyorsun? Başka bir şey demek, göstermek, belirtmek istiyorsun fakat azrail kelimesi bunu başaramıyor. Bırak, insanların diline mahkum kalma. Azrailin askeri yürümesin, azrail ile ne demek istiyorsan onun askeri yürüsün. Azrail kelimesini kullandığında zihninde “Umuduna yaşayan her insanın en sevinçli gününde ağırlıklı bir üzünçle belini kıran, seyrini kesen, yüreğini söken” bir ölüm canlanıyorsa azrail deme, bunu de. Azrail kelimesiyle yetinirsen insanlara sözünü eriştiremezsin. Ya da azrailin askeri sözü sahiden de demek istediğin söz mü, pekala, öyleyse onu şiirinde bolluklandır. Atıyorum o mısran tekrarlamadan önce azrailin askeri ne demek, bunu anlayalım, belki “İndi gökten, o toplu umutların kesicisi, topraktan sıkıntıyı çıkarıcı kararlı melek” diyebilirsin, böyle demezsin elbette ama mantığı kapmışsındır. Asker mi, bu askerliği aç, kararlılıkla, disiplinlilikle vs., azrail mi, bunu aç. Bunu örneğimdeki gibi sıfatlarla açmaya mecbur değilsin, şiirdeki başka sözlerle de açabilirsin. “Yoktur sevdiği seveni bekleyeni delip geçiyor şarapneller etini” dedikçe azrailin askerini değil, onun serencamını anlatıyorsun ama biz azrailin askeri nedir bilmediğimizden seni anlayamıyoruz. Belki son paylaştığım “Fecir ve Şafak” adlı şiirden ilhamlanabilirsin. Orada yalnızca şafak desem, fecir desem bu kelimeleri kullandığımda ne hissettiğimi anlatamayacaktım, o sebeple “sonumun muhbiri fecir”, “yarılıp hınç boşaltan, gövdemi ezen günün çökerten göçü”, “ninnisi her gözeye sızan şuh gece” diyerek geceyi, fecri, şafağı bolluklandırdım.
Aslında inanır mısın, bunları sana daha güzel şiir yazabilmenden çok kendini daha iyi tanıyabilmen için yazıyorum. Biz içerimizde pek çok teşhis edemediğimiz marazdan muzdaribiz. Aslında onun bir farkına varabilsek, bir “adını koyabilsek” şifamızı da bulacağız ama bir türlü koyamıyoruz. İşte, bana şair ruhlu dedin, ama beni 4 yıl önce tanısaydın gerçekten de şairlikten en uzak ruh olarak görecektin. Ben de kendimi şiirle sözleye sözleye tanıdım.
Sonrasında yapılmış o ufuk açıcı yazışma:
-Hocam değerli yorumunuz için teşekkürler. Öncelikle dile getirdiğiniz her şeyde haklısınız, aslında yazarken bunu ben de düşündüm, yani azrailin buradaki mahiyeti nedir konusunu. Fakat ne kadar zorlasamda insan vicdanını can alıcı melek kadar titreten, yerine idame edebileceğim bir şey bulamadım (yüksek ihtimal benim kabiliyetsizliğimle alakalı). Aslında tek kelimeyle (azrail) kasvetli, sıkıntılı, ölümü ve geçiciliği hatırlatan bütün duyguları şiire yedirmeye çalıştım ya da o duyguları ifade etmede başarısız oldum. Aslında yazarken “çelik fırtınalarında”ki savaş sahnesinden ilham almıştım ve üzerine yeterince tefekkür ettim mi bu şiirin ondan da emin değilim belki benden büyük şairlerin şiirlerini biraz daha tefekkür etmem gerekiyordur. Bunu yayınlamayı da düşünmüyorum aslında siz mesajı yayınlayabilirsiniz. Şiiri de ekleyin.
-Sence bu şiirde azrailin askeri tamlaması yerine başka bir tamlama konulabilir miydi?
-Hocam, göz önünde bulundurduğum mesele olabildiğince az kelimeyle çok şey ifade etmekti fakat sanırım konulsa daha yerinde olurmuş.
-Yok yok, ne bileyim, azrailin askeri yerine azrailin eri, can alıcının kılıcı gibi… Uzunluk da aynı kalsın. Kendi kendine oturduğunda “Burada bunu koydum ama başka bir şey de olsa olur.” diyememen, diyemememiz lazım.
-Başka şey de olursa olurdan çok başka şey olsa daha iyi olur diyorum aslında ama haklısınız
-Evet, bu da ona dahil. Bunu kastetmiştim. Sende bir anlam var, bir de eser var. O anlam o eser ile neredeyse aynı olmalı. Söylediğinin dışına çıksak şiirin dökülmeli. Bu hemencecik olabilecek bir iş değil, ben bile çokluk başaramıyorum ama olması gereken bu.
-O zaman sizin tavsiyeleriniz doğrultusunda oraya başak bir tamlama yerleştirirsem şiir asıl anlamını bulacak?
-Olabilir, belki sen o yerleştirmen gerekeni bulunca şiirin öteki parçalarını da değiştirmeye mecbur hissedeceksin de bir gözden geçirme süreci sonrasında şiir tamamlanacak.
-Evet, doğru.
-Bir de şu var: Şiir, insanların çoğunda bir arınma değil de maskelenme aracı. Kendine itiraf edemediğin bir durum var, onu göstermemek için başka ikincil dertlere savruluyorsun. Sende böyle mi bilmiyorum ama ben bundan epey çekmiştim. Nefret ettiğim şeyler var, hakikaten, ama onları dillendiremediğimden, kendime de itiraf ve ifade edemediğimden hep kendimden kaçmak için mükemmel bir araç olmuştu şiir. O nefreti bakışında tutabilirsen gerisi gelir, şiir de bu bakışında tutabilmeyi öğrenmektir biraz da.
-Bu şiiri daha çok bahsini geçirdiğim kitaptan ilhamla can alıcı bir estetik ortaya koymak için yazmıştım.
“ismi yok, cismi var yalnızca
yoktur sevdiği, seveni, bekleyini
delip geçiyor şarapneller etini”
Mısraları jünger bahsettiği 1. dsdeki isimsiz, hayalet askerlere bir göndermeydi.
-Sende de o estetikle örtüşen bir unsur olmasa en başta bunu ortaya koymayı istemezdin diye düşünmüştüm.
-Evet, doğru, var. Fakat hala içimde dile dökülmeyen duygular dolaşıyor.
-İşte onları bul. Seni yazmaya iten, senin de yazman gereken şey asıl onlar.
-Evet kesinlikle, sanırım onları ortaya döküp ifşa etmek de belli bir tefekkürü zorunlu kılıyor.
-Elbette kendinin dışındaki güzellikleri de belirtmek istersin, ben de çokluk istiyorum ama bütün bunları asıl alttaduran belirticiyi belirtebilmek uğrunda belirtiyoruz. Böyle olmalı gibi de değil, olan bu anlamında diyorum.
-Bu şiiri yazdım fakat ortaya koymak istediğim estetiği doğru bir dille koyabildim mi emin değilim.
-O estetiği şimdi koyamasan bile zamanla koyarsın, sonra döner bunu bir daha yazarsın.
-Yani üstte yazdığınız mesajdaki dile bağımlılık konusu çok doğru, özellikle günlük sıradan dile. Daha can alıcı tamlamalar kullanılabilir.
-Mesela ismi var cismi yok tamlamasında da günlük dile mahkumiyeti sezdim. İstediğin anlamı tam veremiyor. Bu söz çokluk aciz ürkek kimseler için kullanılıyor, sense daha yoğun bir anlamı kastediyorsun, bu fazla seyrek.
-Evet kesinlikle, şiiri yazarken tereddüt ettiğim konular bunlardı.
-Bu konuşma güzel oldu, bunu da iliştireyim mi? Bir de şiiri paylaşırken seni etiketlememi ister misin?
-Olabilir hocam.
SON





Yorum bırakın