Gece en yanılgısız verilişindir sana
-Eren D.
bunları kim umursar
kim bekler gün ışığını
gecenin örtüsünü
üzerime almışsam
orada sakin durur
ve kendime katlanırım
katlandıkça katmerlenir
benliğimin katmanları
ve uyku bir düşman gibi
yanımda tuttuğum
hatırlatır bana
neyden uzak olduğumu
O soft embalmer of the still midnight
çünkü ben geceyi
kefenlemem geceden
günün borazanları çağırır beni
ardından cenazemi yürütürüm
herkesin ayçiçeği bellenip
güneşe döndüğü yerde
başlar benim metanetim.
-Hayır.
sen yalnız olmaklığı
geceye yaydıysan
geceyi muteber kılmaz bu
gergef olup esnetince kendini
çerçeve-perest mi olunacak?
orada büyümez ki çimlerde çiğ
arılar doğayı emmeye gitmez
değirmen dönmez
fabrika tütmez orada
buğdaylar tırpanlara
salmazlar başlarını
ayık olan yenilir geceleri
sarhoş olup uyuyana
orada yalnızca bekleyiş
karanlık– yalnız ve sessiz
buna fakat
sükûnet denemez
çünkü bir yaz öğlesi
kıyıya bizi almaya gelen deniz
bize kendini gerçek
bir sulh olarak sunar
orada karanlığın gizi yoktur
yalnızca ışıltıların oynaklığı
bizi kımıldatır
yalnızca yosun kokuları– parlak
bize güneşi hatırlatır
gece ancak rahminde besleyebilir
sabahın tomurcuklarını
eğer karanlıkta bekliyorsak
doğmak içindir bu
basit ve klişe– sıradan
yine de en kadim hakikat:
doğmak serpilmek ölmek
yakılan bir ateşte
bir mumda bir sobada
floresan lambalarda dahi
ipin ucu saklı değil midir ki
ona tutunarak fecre yamanırız
uykumuzda kefenleriz
mefhum olanı
sabahın borazanları
bir cenaze çanı değildir
borazanlarla öttürülür
gümbür gümbür gelen
çıtırtı fısıltı esinti
gürbüz bir bağırış
neredeyse bunlar
lanet olamaz
orada ancak orada
bir şeyler derilebilir
ve geceye yalnız
bir narcissus
bakar kendine aşık olarak
bizse çevirir başımızı
daha görkemli olanda
ararız kendimizi
tüm bunlara oyuk demek?
muzafferlik bekleyen yok ışıktan
ışık– muzafferlik akıncısı
nalların şıkırtısını duymuyor musun
tan yeri titretmiyor mu
toprağın altını
ve bir solucan kımıl kımıl
uzatmıyor mu başını
yokluk– gecenin bir sanrısı
kibirli bir bekleyiş
bunlarla dolmayı beklemek
çünkü yine sen dolduruyorsun
karanlığın imgesiyle seni
boşlukların gözesine sızan
yine sensin
büyütülmüş metal aynalarda
ama puslanmış bakılmaktan
gergin adalelerini izliyorsun
parlatıp bir düşünceyi
kırkpınar güreşçisi gibi
bir roma gladyatörüsün yahut
sürünüyorsun bunu üstüne
şimdiyse belirmeye hazırsın
İŞTE SEN!
gecenin savaşçısı!
gündüzün kefencisi!
le poète maudit
mon frère!
kaçıl ve savrul!
çıkıyorum karşına
yanık bir ten
bozuk ve çarpık
ama apaçık
bedenimle
sana bir ayna tutup
getiriyorum
arı ve sancısız güneşi
perdeni aç!
Yorum bırakın