I.
Düşünüyor düşünüyor düşünüyor
buradan çıkmalı burayı terk etmeli
burayı yakıp yıkmalı atıl bırakmalı
çünkü çöl yok çölü kendi yapmazsa
talan olmazsa yıkım oluşmazsa
nasıl mahrumiyet kapısına dayanacak
tık tık ve tak takla gelmez bu
ne zaman ses kesilir
oradan anlaşılır sundurmadaki
çıldırtan delirten parçalayan
yola çıkartan
sessizlik.
ve nasıl çıkacak buradan
kendi kurduğu
göğe karşı
bir ayaklanış
bir ayakta durma olan
bir ağız açıklığı gibi
yutan çiğneyen havayı
avurtunda döndüren kusan
buradan
nasıl çıkacak?
II.
Çıt yok.
çıt yok.
gündüzü boğazladı.
çünkü gün güzeldir
güzeldir öğlen sonrası
ışık mazgallara vurup
onu hapsettiğinde
düşünür
çölü ve evi
bu zıtlığı.
buradan çıkmalı
ve en ev olmayan yere
en boşluğa en sıcağa
en gölgesiz yere
varmalı
varmalı varmalı ama
nasıl yıkacak burayı?
III.
Buraya öylesine kurmadı
evini
geldiğinde toprakta
bembeyaz kemikler buldu
üzerinden yalımların
sellerin ve toprağın geçtiği
yine de kararmış bulmadı onları
bir elmas gibi büzüşüp
sıkışıp kendilerine dönmüşlerdi
parıltı kazanmışlardı
o kas liflerini
en genç anları
taşıyan
organik mimari
o kırılgan yapı
bir kırılmazlığa nasıl
varabilirdi
nasıl ak bir süt gibi
sağmıştı toprak bunları
ilkin buna şaşırmıştı
ve sonra boş bakan
bir göz çukurunu düşündü
kol ayak belki göğüs
tamam. afilli
parlaksa parlak
üzerine kas giydirebilir
şipşak zihninden
dayanıklı ve antika
ama göz çukuru
yitmiş bir yıldızdan
başka neydi ki?
soğuk bir feza kumaşı
bunu üstüne giyerek
buraya kurmuştu evini
yıkılmazlığın boşluğu
göğse bitişik kafatası
ve berkitilmiş bir ev.
gündüzü boğazladı.
IV.
Fakat hırıltılardan
bir yıkım gelmedi–
bir ölü vurmadı–
ancak kanayarak
morarmış
bir yarıölü beden
uzandı yanıma
akşam öncesiydi
kısılmış borularda
havayı çırpan sesler
sesler çıkmıyor aklımdan:
çıkmam lazım
gitmem lazım
-ya gideceğin yol?
ya izbelik ya korku
gidersem yol
önümde açılacak
korkmayacağım
çünkü–
-ya evin ya düşündüklerin?
evimi bırakmak
işte yegane arzum
ve düşüncem
evimi bırakacağım
çünkü–
-ya sessizlik ya çöl?
çöle vardığımda
her şey susacak
ben
çünkü–
V.
Gündüzü boğazladı.
ve kapkara buldu kendini
ilkin kendi küçük
tutan tanıyan
ellerini hatırladı
sonra her şeyi-
her şeyi getiren
o ilk eli
yalnız başına doğru gidip gelmiş
o çorak serap
neden çıkmıyordu buradan
neden işlemiyor elleri neden
neden ilk çarkı takılı
yoz bir makine gibi
fokurdayan ısınan
fakat paslı buldu kendini?
VI.
Boya.
her şeye
nüfuz ediyorum
benle boyanıyor
yedi iklim
yılanda süregelen
sarmaşık pul
karakeçinin
koyuluğu
hatta evet
alçı ve sıvada
ben beliriyorum
koyu ve açık
canlı ve soluk
ve çöl
oraya akarsam
demini bulacak
zerrelerim
partiküllerim
bitmez bir simya ile
altına boyanacak
oraya vardığımda
paletim tamamlanacak
fakat önce
çıkmalıyım buradan
VII.
Çıkamazdı gidemezdi
buradan giderse
belki kemikleri unuturdu
bu ona yıldızları unuttururdu
sonra belki ölmeyi
hem çöle varsa
sadece uçsuz bucaksızlık
saldıracaktı üstüne
nasıl düşünecekti
karakeçiyi yılanı
niye unutsun evini
paslıysa makine
yine de onundu
pasına alışmıştı
ya çözünürse pas
ya giderse ya ilerlerse
nereye devinecekti
bir uçurum düşündü
uçsuz bir yarık
sonra da düştüğünü
bırak paslı kalsın
bırak düşüneyim
o göz çukurunu
bırak çölü rengi bırak!
hem yola çıkmak–
Haha!
çöle gitmek
ne kadar sıradan.
bir çıksam buradan–
Yorum bırakın