hikaye 1
sekü düşer
gelin, düğüncü ekibiyle hep beraber
koşan atlarıyla koşmuşata yola çıkarlar
gelinin ayağı kırık, gönlü heyecan ve korku zehirlemesiyle bulanık
kah ağlayarak gözünden düşen damlanın bir daha düşmeyeceğini bilerek
kah düşünceli varacağı erin merhametinden şüpheli
varılan yer asla bulunmaz gitmeyle
gurbet her zaman yâr olur beklemeyle
yedi yamalı bohçamı heybem sayıp çıktığım yolda
bir ben varım
birde sırtında yük
karnında gebe çocuğun yaşaması duası
meryem’in her daim cenneti vardı
cennet hep meryemsiz kaldı
hikaye 2
dramatik bir müzik girmiş hayatımın başrolüne
elimi attığım her şey do re mi
sahneleri çekili mekanın ilk planı
doğumum değil ölümümle başlıyor
kamera hazır
deli kız elinde sinisiyle salona giriyor
aksak yürüyüşü şüphe uyandırıyor halkın gözünde
ama masum
ama merhametli
ama namahrem gözleri
süzülüyor her taraftan
sen çok güzelsin deli kız
sende kusur bulanların aklı yok
şarkının ritmi önce kalpte duruyor
sonra devam etmiyor kulakta tınısı
sahne değişiyor, değişiyor ömür rızasız ve mehmetsiz
acı yaş oluyor gözden akmayıp boğazda tıkanan
ur sarıyor önce yanağını bacımın sonra ciğerimi
gelenler geri gidiyor aksak değil artık ayağım benim
ispatım bedenim gibi cılız ve narin
deli kız gelenler gider dünya zaten bu değil mi
hikaye 3
bir taşı kaldırıyor yerden kadın
sırtında beş çocuk
uzaktan bakınca genç, yaklaşınca kederli duran gözleri
adımını hızlıca attığında geride bıraktığı dünya kadar ağır gözyaşısı var
yerden aldığı taşa oturup gözlemlediği yere bakanlar
mezarlık görüyor, çiğnenmiş topraklar ve kararmış yapraklar
kendisi de aynısını görüyor muhakkak
çiğnenmiş topraktan yaratılan oğlu
akşam eve gelince kömür karası eşi
geride bıraktığı dört çocuğu
ve kederinden suskunluğu
hafifletiyor dünyayı
çünkü cennet ağrısı başlıyor işte o an
derince alıp hafifçe verdiği nefes
hafifçe yaşayıp derin bir boşluğa bırakıyor kendini
o artık burada değil
onun yerini almak isteyen onca beden
bir ata binip çıkıyor yola
yol
yolu baştan yaratıyor cennet olmaya





Yorum bırakın