bir kuş çığıldar gönlümde ikindi vakitleri
bu yaşamın verdiği hürmettir bana
ve anamın basamadığı ayağındaki beton
kalıştır umuda
hayat anlamlıdır çoğu vakit ve ben bir zaman bulamam kendime
kırılmış kalemlerin verdiği haz, beynimin nörolojik boşluğundaki balon
yıpranmış takvim yapraklarına eştir
gitmenin kalmaya eş tutulduğu ikindi vakitleri
ip bulamadığımdan yaşadığım
çiçek bulamadığımdan alamadığım nefes
armağandır bana ve lanaberre
tam susacakken cümleyi bağlayacak ayetleri unuttuğum çantamı sırtladığım omzum
koptu olduğu yerden
kopsun bir faydası yoksa bu ellerim
efendimiz ve onun hürmetine
adını aldığım cenk akşamüstlerinde kayboldu
tütün altı edilen her derdin devlette var çözümü
kısır döngü beni başladığım yerden alıp
bir sırrın süreyyasına götürdü
sicim olarak yağarken üstümüze
yağmur, şefkat ve babilden gelen otuz kadar kuş
kaybedilmişliğin şöhretini taşıyan ceketim ve beni
kapıya kadar geçiriyor
cenkimi, nergisimi ve bir kara kediyi
sonuç olarak diyorum kendime her başlangıçta
yaşamak bu değil mi
yaşamak
kalabalığın en sığ halinde
hallice büyük kara parçasının ortasında
yola çıkmak atsız ve heybesiz
yola varmak kendinden uzak nihaventsiz
varılacak yeri biz seçmedik ki
çıkışımız kaldı yoldan habersiz
rüyamda odun gördüm, yanıyordu
uyandım kalbim yoktu
yumrukladığım duvarların dili olsa hepsi Allah’ı zikreder
ben öyle günahkarım övünç kaynağım bu
sen de istemiyorsun bunu bende
duvar istiyor
ölmeden önce öldüm üç sefer
beni şimdi doğurmalısın meryem
*Caspar David Friedrich- Ay Işığında Baykuşlu Mezarlık




Yorum bırakın