• Anasayfa
  • Yayımlar
  • Yazarlar
  • İletişim
Böyle Olmasın da!

Can Dostum / İntouchables

3–4 dakika

·

12 Aralık 2023

·

Genel

Ben film malumatsızıyım. Hakikaten bu sanattan bihaberim. Hangi yöntemler iyi, hangi yönetmenler yetkin katiyyen anlayamam. Fakat işim gücüm kendimi tanımak olduğu için de yönetmenleri şeklen kuşatamasam dahi içeriken kuşatabilirim, bunu umuyorum en azından… Bu filmi de çok sevdiğim bir arkadaşımın tavsiyesiyle seyredip film hakkındaki düşüncelerimi ona yazmıştım. O da bu yazıyı -nezaketinden dolayı- paylaşmam gerektiğini ısrarla belirtti. Ben de “ne olacak! En kötü, bilen biri gelir de film hakkındaki cahilane anlayışımı düzeltir” düşüncesiyle paylaşma cesaretini buldum. Şimdi de çekingen çekingen de olsa Can Dostum hakkındaki düşüncelerimi sunuyorum:

Filme bayıldım. Filme kızdım. Kızdım çünkü entelektüel hayat çağımızda zaten yeterince aşağılanıp yerine banalite intikal ettirildi.. Bu saatten sonra sanatı ya da entelektüelliği aşağılayan hiçbir şeye tahammülüm yok. Film eleştirdiklerinde yüzde yüz haksız değil fakat seyirciye entelektüel hayatı sevebilmesi için zerre miktar fırsat tanımıyor. Beklerdim ki eleştirilmesi gereken kısmıları eleştirsin, yüceltilmesi gereken kısımları yüceltsin. Ama dediğim gibi, entelektüel hayatın sadece ve sadece yobaz ve dar görüşlü kısmını ışıldatarak asıl ışıldayan kısımlarını karanlığa gömmüş. Gören de üstsınıf mensuplarının hiçbir şey anlatmayan tablolara saatler boyu bakıp gene hiçbir şey anlatmayan delisaçması operalarda ahmakane vakit öldürüyor zannedecek; altsınıf diye hor görülenlerin de daima neşeli, şen ve şatır bir hayat sürdüğü yanılgısına kapılacak! Halbuki tecrübe kapsamı kendi gölgesinin eksenini aşan herkes bilir ki ne operavari sanat etkinlikleri sadece zenginlerin zaman öldürmek için gittiği delisaçması ve hiçbir şey anlatmayan fildişi kule etkinlikleridir, ne de filmde parlatılan insanlar hakiki eğlenceyi bilen ve daima neşe saçan insanlardır… Yoksulluktan gelen insanları böyle yüceltmek en başta onlara hakaret. Yıllarca, “bakın asıl eğlenceli olan sizin hayatlarınız , asıl neşe sizde, bu üst sınıf zaten boş boş işlerle uğraşıyor, onlar zaten eğlenmeyi de bilmez, aslında onlar bu yüksekten bakarlıklarını bir kırıp size şans verseler siz o ortamları yıkıp geçersiniz, süpersiniz, müthişsiniz, paşasınız, aslansız” gibi yalanlar o kadar çok tekrarlandı ki, yoksulların gözü daha iyi olana bakamaz oldu. Bakamaz değil, bakmak istemez. Zaten yukarı deli saçması imiş, boş ver! Rezaletimiz onların lüksiyatından yeğdir!

Ama işin böyle olmadığını sen de gayet iyi biliyorsun… Driss gibi insanlar hakikaten eğlenceli, hayat doludur ama hayatla dolmaya mecbur kaldıklarından öylelerdir ya… Adamın hayatı zaten borçlar, öç almalar, hesaplaşmalar, çatışmalar manzumesi olarak sürüyor.. Bir de dans edip ara ara coşamasa zaten bu zindanî hayata tahammül edemez! Driss’in uçarılığında daima tahammülü imkansız yükler gördüm. Film bile ne kadar tek taraflıysa da o yükleri göstermeden edemedi.

Tabii Filip’in hayatı da dünyalar tatlısı değil. Aşılmaz bir aynılık ve neşesizlik dairesine sıkışmış. Şimdiye kadar bu dairenin dışına da hiç tanık olmadığından bu azap dairesinden nasıl çıkacağına dair fikri yok. İşte böyle hayatlara da hakikaten Driss gibi bir kıvılcım gerek.. Gerek ki bir anda tutuşsun ve onların güneş bilmez Sibiryasına bir yangın olup bütün azap buzlarını yaksın!

Gördüğün gibi, iki hayat da çekilebilir değil ama Driss bu çekilemez hayatın iyi numunelerindenken, Filip bu çekilemez hayatın belki de en kötü numunesi. Sanırsın bütün müzisyenler öyle banal! Kimse öyle bir tekdüzelikte yaratıcı, ruhu haiz besteler icra edemez.

Tabii bu kadar şey söyledim çünkü filme bayıldım ahahaha! Bu kadar sevdiğim bir şeyin hayra varmaması dokundu belki de… Hikaye çok çarpıcı. Filip’in içine attıklarını Driss’te anında görebilmesi… Driss’in ise neredeyse eş hızla bu görüşe karşılık verebilmesi. Filmdeki üst-alt ikiliğini bırakırsak, herkesin hayatına bir antitezin gerektiğini harikulade anlatıyor. Bana hayatın bilmediğim taraflarını öğretebildiğin, hayatınla hayatımı ekrate edebildiğin ölçüde hayatımdasın! İnsanlar ve acılar türlü türlü ama bu muhtelif acıların şekillendirdiği iki apayrı canın tam o acılarının kırıklarından birbirleriyle uyuşabilmesi her daim herkese tesir ediyor… Zaten bu şefkat ve yardımlaşmaya karşı gönlü erimeyen var mı? Hepimiz içten içe kendi acziyetimizi bildiğimizden, en küçük şefkate gözlerimiz yaşarmadan bakamıyoruz… Ve sonu da gözlerimi yaşarttı. İki kırık parçayı yapıştırıp tamir ederken son parçayı da yerleştirmenin saadeti çok çarpıcıydı. Filmi epey beğendim anlayacağın…

Bunu paylaş:

  • X'te paylaş (Yeni pencerede açılır) X
  • Facebook üzerinde paylaş (Yeni pencerede açılır) Facebook
Beğen Yükleniyor…

Ben film malumatsızıyım. Hakikaten bu sanattan bihaberim. Hangi yöntemler iyi, hangi yönetmenler yetkin katiyyen anlayamam. Fakat işim gücüm kendimi tanımak olduğu için de yönetmenleri şeklen kuşatamasam dahi içeriken kuşatabilirim, bunu umuyorum en azından… Bu filmi de çok sevdiğim bir arkadaşımın tavsiyesiyle seyredip film hakkındaki düşüncelerimi ona yazmıştım. O da bu yazıyı -nezaketinden dolayı- paylaşmam gerektiğini…

Yorum bırakın Cevabı iptal et

  • imparatorluğun yıkılışı

    imparatorluğun yıkılışı

    4 Mart 2026
  • Siberpunk

    Siberpunk

    10 Ocak 2026
  • Doğmamış Çocuğa Don Biçmek

    Doğmamış Çocuğa Don Biçmek

    30 Kasım 2025
  • Yorum
  • Tekrar blogla
  • Abone Ol Abone olunmuş
    • Böyle Olmasın da!
    • Diğer 32 aboneye katılın
    • WordPress.com hesabınız var mı? Şimdi oturum açın.
    • Böyle Olmasın da!
    • Abone Ol Abone olunmuş
    • Kaydolun
    • Giriş
    • Kısa adresi kopyala
    • Bu içeriği rapor et
    • Yazıyı Okuyucu'da görünrüle
    • Abonelikleri Yönet
    • Bu şeridi gizle
%d