İşte, ozanın iki yüzü: Tanpınar/Yahya Kemal ve Necip Fazıl/İsmet Özel Anlayabildiğim kadarıyla tarih boyunca ozanlar iki işlevi sürdürmüş: Kültür berkiticiliği ve Harp borazancılığı. Bugün Tanpınar ve Yahya Kemal’i okuduğumda bir kültürün banilerini görüyorum. Öyle baniler ki, kültürü hem bina ediyor hem de berkitiyorlar. Onlar, muhattabıyla savaşmayan, nezaketle varıldığı takdirde yüksek kültürün leziz, müşfik ve yüce kollarını uzatan ozanlardır. Kendimizi, ne idüğümüzü onlardan öğreniriz.
Bir de kültürün evrimine tahammül edemeyip -haklı, haksız- sinesi harp aşkıyla kabaran borazan-misal yoğun ve ateşli sedaları üzerimize ateşli gülleler halinde yağdıran ozanlar vardır. Bugün biraz azalsa da hala çoğu kimsenin dilinden düşmeyen manzum mısralar, birlik ve beraberliği ateşleyip bu harp cemiyetine başkalarını da katmaya yarayan efsunlu yakışlardır. İsmet Özel’ın efsunu manzum değilse de deruni ahenginin şiddeti, nazımdan daha yoğun bir güçle hafızamıza hakkolur. Özel’i bir kere işittik mi daha da onsuz konuşamıyoruz… Doğrusu, konuşmayı bile ondan öğreniyoruz! Sohbetlerimizin arasına iki-üç mısrayı sıkıştırmadan şakalaşamıyoruz… Tabii bu Özel ve Necip Fazıl’ın şiiri, Tanpınar ve Kemal’inki gibi bir önnezaketi gerektirmiyor.. onlar bizi alt ederek kendilerine katıyorlar -veya cılız vârımızı kendi hissî yoğunluklarında eritiyorlar-…
Gerçi Necip Fazıl’ı her ne kadar salt tahrip aleti gibi tanımışsak da aslında kendisi de gayet banimiz olabilir; kültürümüzü, iyi ve kötü bütün cihetleriyle kuşatıp baştanbaşa inşa edebilirdi, ama yapmadı..
Beni felsefenin bağrından edebiyat lanetine fırlatan, Necip Fazıl’ın o yazısı:
“Bütün yollar Roma’ya çıkar. Cihana hakim bir imparatorluk nizamının tarihte mihrak noktasıdır çünkü Roma… Bizde de bütün yollar Babıali’den geçer. Fikir, sanat, ilim, politika, pafta pafta, bu memlekette duygu ve düşünce kıvranışı belirten kim varsa, çarşısını, Pazar yerini Babıali’de bulur zira… Bu kabîl insanlar nerede ve neyle uğraşmakta olurlarsa olsunlar, Babıali’den sayılabilirler. Raksını tavuk göğsü mezesiyle içen bestekar tanburacı, sanatını ağzından mı, göbeğinin altından mı devşirdiği belirsiz, yırtık ve pişkin kadın şarkıcı, Batı mektep kitaplarından aşırdıklarını öz ismiyle yayımlamak marifetinde, esersiz ve mesleksiz romancı, aynı kaynaktan aynı şeyi çalmış görünmemek için meslekdaşlariyle pazarlığa girişen ve kaynakları bölüşen, makas ustası gazeteci, yeni bir ağız getirdiği vehminde hokkabaz şair, devr-i daim makinesi kaşifi Con Ahmet Bey serisinden akıl hastası, niyet kuşlarının puslaları halinde vatanın kurtuluş formülünü reçeteleştirici fikir ibişi, daha şu, daha bu, kıymet hükümlerini ve kahramanlık şehadetnamelerini hep Babıali’den bekler. Babıali, eski aşk ve ahengini kaybetmiş düşkün bir cemiyette, türlü tezatların hazin ruh haletini yaşatıcı, doktoru, güllabicisi, ilacı olmayan bir tımarhanedir. Ve işte yarım asırdır bu halin renk renk ve çizgi çizgi mizaç, meşrep ve seciyelerini panoramalaştırmakta… Bu, ızdırabından bile habersiz hasta cüceler panayırından kimler geçti, kimler!.. Şinasi’ler, Namık Kemal’ler…”
Yazı, Babıali kitabının hemen girişinde iki parça halinde okunuyor. Ve Necip Fazıl’a dair fikirlerimi merak edenler şu yazıma göz atabilir: https://boyleolmasinda.com/2023/12/13/samimi-bir-hesaplasma-necip-fazil/




kayipdefter için bir cevap yazın Cevabı iptal et